Merhaba;

“Yaşamak dünyadaki en ender şeylerden biridir. Çoğu insan sadece var olur.” Oscar Wilde

Herşey bu cümle ile başladı, modern çağın seyyahı olmak, yaşadığımız ömrü daha kıymetli bir hale getirir mi? Hayır getirmez, tabii ki yetersiz kalır, sağlıklı insanı daha hayattayken öldüren şey sıradanlıktır, işte bu yüzden gezmek, sıradanlıktan kurtulma farkındalığına sahip olmak için bir fırsattır, bu da kayda değer bir kazanımdır.
Var olmak değil, yaşamak istiyordum ve “en azından” gezmeye karar verdim.
Gezmek, sadece birbirine benzeyen veya benzemeyen göllere, denizlere, şehirlere, yapılara bakmaktan ibaret değildir, fiziksel özellikleri, davranışları, gülüşü, yemek yerken, içki içerken, aşık olduğu kadının gözlerine bakarken, sizin gibi, çevrenizdeki insanlar gibi davranmayan toplumları seyretmektir ve bu seyir, oraları, uzakları görmek kadar lezzetlidir.
Yaşadığımız dünyayı, toplumları çıplak gözle görme kararı vermek, imkanları sizden daha iyi olanların önüne geçmektir, yüz milyonlarca insanın cesaret edemediği, önemsemediği bir farklılığa sahip olmaktır, bunu gerçekleştirdikten sonra, yazıya dökme uğraşı ise, nefesiniz kesildikten sonra şu dünyada bir süre daha yaşama isteğinden kaynaklanmaktadır.
Peki ben kimim?
Hararetle, dürüst olduğunu iddia eden her insan kadar “yalancıyım”.
Beğenilerimi kısa sürede tutkuya dönüştürebilecek kadar akılsız, bazı dostlarımın yakıştırmasıyla da “romantiğim”.
Annemle babamla, kardeşimle oğlumla, hatta hayatta en çok anlaştığım dostumla küsen, tartışan bir “kavgacıyım”, kendi bildiklerimden vazgeçmeyen bir “inançlıyım” çevreme göre “inatçıyım”, kalabalık içerisinde kendimi rahat hissetmeyen bir “huysuzum”, “kıyıdayım”.
Bazı günler gün ağarmadan sabah dörtte, işe gitmek için arabama bindiğimde, kontağı çevirmeden önce, kapıları içeriden kilitleyen bir “korkağım”, ben bir korkağım diyecek kadar “cesurum”.
Göz koyduğum, düzgün yaşayan, hatta eşini seven evli bir anneye, “seninle sevişmek istiyorum, hem de defalarca diyecek kadar “arsızım”, belki de bu teklifi sunduğum kadına göre “ahlaksızım”.
Mitolojik hikayeler o bölgede doğduğundan mı, en çok o bölgeye yakıştığından mı, güneş batmadan hemen önce o değişik otları ve zeytinyağlıları ile soğuk bir kadeh rakı en güzel orada yudumlandığından mı bilmem, Ege’ye “aşığım”.

Ömrümün ilk kırk yılında “iştahsızım”, her sabah yataktan yorgun kalkan bir “rahatsızım”, kayda değer bir zamanı hesap yapmak zorunluluğuyla tüketen bir “parasızım”, sadece bir kaç kez sohbet ettiğim, ismi “Rahim” olan bir arkadaşa göre “allahsızım”, geceleri tanrıya gönül borcunu ödeyen bir “imanlıyım”.
Güzel bir annenin dünyaya getirdiği tıpkı bana benzeyen bir çocuğun, “babasıyım”.
Yeryüzündeki bütün kötülüklerin sebebi olan türe ait bir canlıyım, “insanım”.
Ve ben, Evliya Çelebi’yi taklit etmeye çalışan basit bir “kopyacıyım”.

 

Teoman Yıldız