SİCİLYA; Catania - Taormina - Siracusa - Modica - Ragusa - Palermo – Cefalu

Gideceğiniz ülke gezeceğiniz turistik destinasyon ile ilgili, gezmeye meraklı insanların mutlaka bildiği cümleler vardır, “İtalya’da güneye indikçe Türkiye’ye daha çok yaklaşırsınız” bunlardan biridir. Goethe Sicilya’yı görmeden İtalya’yı anlamak mümkün değildir demiş. Ben de bekar seyahat eden erkekleri uyarmak amacıyla bir şey diyeyim, “Sicilya’da kadınlar tabanca gibidir, her an patlayabilir” (anonim).

Sicilya Nerede;

Sicilya İtalya’ya bağlı olmasına rağmen kendi parlamentosu olan özerk bir ülke, Çizme’nin (İtalya haritasının)güney batı ucunda, Malta’nın karşısında bir ada. Başkenti Palermo, toplam nüfusu ise 5 milyon.

Sicilya’ya Nasıl Gidilir;

THY Ankara-Katanya (Catania) arasında her gün düzenli olarak sefer düzenliyor, seyahat süresi ise sadece 2 saat 10 dakika, vize gerekiyor mu diye soracak olursanız eğer evet Schengen Vize’ye tabii bir ülke.

Sicilya’yı Niçin Seçtik;

Okuduğum bütün metinlerde Sicilya’nın İtalya’nın bütününden farklı olduğu bilgisine rastladım, daha önce turistik önemi olan birçok İtalya kentini gördüğümüzden bir de buraya gidelim dedik.

Seyahat Başlıyor;

2018 Kasım ayı içerisinde cep telefonuma bir mesaj düştü, “31 Aralık itibari ile 38700 miliniz geçerliliğini yitirecek diye” tabii beni aldı bir düşünce euro 7 tl olmuş, yurt dışına nasıl gideceğiz türünden şeyler, ama gezgin ruhlu bir insanın mil hesabındaki millerini yakması gibi bir durum söz konusu olamaz, diğer İtalya kentlerinden daha ucuz ve farklı bir destinasyon olduğu için Sicilya’da karar kıldık, 6 ay sonrasına 21-26 Mayıs tarihleri arasına gidiş-dönüş biletlerimizi aldık. Ve o altı ay tıpkı insan ömrü gibi bir çırpıda geçti seyahat günü geldi çattı.

Yeni İstanbul Havalimanı;

O kadar çok tartışıldı, öylesine olumsuz şeyler söylendi ki, açıkçası bende çok merak ediyordum, biraz da THY Dış hatlar Lounge da keyif yaparız diye Ankara’dan bir önceki uçak ile Yeni İstanbul Havalimanı’na indik, (keşke adı Kemal Atatürk Airport olsaydı).

(Terminal içerisindeki en büyük sorun yürümek zorunda kaldığınız mesafelerin uzunluğu, Pasaport kontrolü sonrasındaki alan ise, bir havalimanından daha çok lüks bir alışveriş merkezini andırıyor.)

Devasa, daha önce hiçbir yerde görmediğim kadar büyük bir aprona sahip, terminal binası, özellikle tavan tasarımı göz alıcı, modern, ama alelacele açıldığı, daha inşaat pisliğinin temizlenemediği çok belli, yer yer karolarda göçükler ve çatlaklar gördüm, yeni bir binaya tabii ki yakışmıyor, ama İstanbul Havalimanı için şunu söyleyebilirim, muhteşem olmuş çok görkemli, Pasaport kontrolü sonrasında mağazaların ve yeme içme bölümlerinin bulunduğu alanlar bir havalimanında değil de, sanki lüks bir AVM’de olduğunuz hissine kapılmanıza yol açıyor.

Neyse biz işimize bakalım, Yeni Havalimanı ile ilgili daha çok şey yazılır çizilir nasıl olsa, Pasaport kontrolünden geçtikten sonra kendimizi THY Business Lounge’a attık, emek ve para harcanarak binlerce metrekarelik muhteşem CIP salonları yaratılmış, hali hazırda iki adedi Gold ve Business Loung’lar hizmet veriyor, önümüzdeki dönemde üçüncü bir salon daha açılacakmış.

(THY Busıness Lounge sadece yeme-içme konusunda değil, güzel vakit geçirmek hatta eğlenmek için tasarlanmış alanları ile de çok iddialı bir mekan.)

Mevcut ikram menüleri biraz daha zenginleştirilmiş, içki köşelere uzak alanlara konularak azaltılmış, çocuklar için oyun alanları, uzun süre bekleyen yolcular için dinlenme kabinleri yapılmış, özetle ortaya güzel bir iş çıkarılmış.

KATANYA (Catania);

2 Saatlik uçuşun ardından pilotun şu anonsu ile Katanya’ya geldiğimizi anladık “uçağın sağ tarafında oturan yolcularımız Etna Yanardağı’nın manzarasını seyredebilirler”.

Katanya “Fontanarossa Havalimanı” şehir merkezinin yanı başında, deniz kenarında yer alıyor, küçük bir havalimanı, demek ki Sicilya’ya yetiyor, bizim gibi en büyük en modern gibi takıntıları yok bu insanların diye düşünüyorsunuz.

Katanya Havalimanından Şehre Nasıl Gidilir;

Biz 5 gece 6 günlük seyahatimiz için Alamo firmasından günlük 30 euro’ya Volswagen Golf marka bir araç kiralamıştık, geliş katında bulunan Rent a car ofisinden 5 dakika içerisinde işlemleri çözerek otoparktan aracımızı teslim aldık ve hemen yola koyulduk. (Değişmez bir rent a car kuralı, hiçbir zaman kiraladığınız aracın aynısını size vermezler, yanılmadık yine öyle oldu, Dizel bir Fiat Tipo verdiler (bizde ki Egea’nın aynısı). Bu arada; Sicilya’yı gezecekseniz araç kiralama dışında başka seçeneğinizin olmadığını düşünüyorum.

Araç kiralamayan ama bu bloğu takip edenler için bilgi vereyim. Havalimanı şehir merkezi arasında sık aralıklarla gidip gelen otobüsler bulunuyor, fiyatı ise 1 euro. (Sicilya ucuz bir tatil seçeneği).

Katanya için lafın başında şunu söyleyeyim, bir turist için çok bir şey vadetmeyen sıradan, bir kent.

Katanya’da Nerede Kalınır;

Biz bu seyahatimiz boyunca kalacağımız bütün kentlerde mütevazi oteller seçtik, yatıp kalkmaya harcayacağımız parayı yemeğe-içmeye ayıralım dedik.

Katanya’da Duomo meydanına yakın Sicilia Home B&B adlı tesiste kaldık,( tavsiye edilecek bir yer değil!)

Şehrin simgesi olan Fil heykeli Duamo meydanını süslüyor.

Katanya’da Ne Yapılır;

Aslında bu sorunun cevabını yukarıda yazdım, Katanya bir turistin beklentilerine cevap vermekten uzak, son derece dökük-sönük bir kent, Palermo’dan sonra adanın en büyük yerleşim yeri olması, aktif Etna Yanardağının yanı başında bulunması, Taormina , Siracusa gibi turistlerin deniz keyfi yapıp eğlenebildikleri küçük yerleşim yerlerine yakın olması nedeniyle varış noktası olarak kullanılan bir şehir.

Duomo meydanının ortasında bir fil anıtı bulunuyor, efsaneye göre anıta tırmanıp bu filin kıçını öpen kişi Sicilya dilini anında konuşmaya başlıyormuş, filin poposunu bilmem ama bunu söyleyen kişinin bu durumu poposundan uydurduğundan eminim.

Fil heykeli Lav taşından yapılmış, bu heykelin hemen yanı başında bir çeşme bulunuyor, 1600’lü yıllarda Etna yanardağı patladığında bu su kaynağı ortaya çıkmış, şehrin altından gelerek denize kadar ulaşıyormuş, bu su kaynağının beslediği çeşmenin (süs havuzunun) hemen arkasında ise Katanya Balık Pazarı bulunuyor, işte burası bana göre Katanya’daki en ilginç yer.

(Katanya’da verimli topraklarda yetişen normalden daha büyük sebze ve meyvelerin sergilendiği pazarları gezmeyi kesinlikle ihmal etmeyin.)

Balık Pazarında bağıran satıcılar sürekli konuşuyorlar, konuşacak kimse bulamadıklarında ise, kendi kendilerine konuşuyorlar, zaten bu durum (daha sonra anladık) Sicilya’nın tamamı için geçerli, el hareketleriyle çok yüksek ses ile (kavga ettiklerini zannediyorsunuz) sürekli bağırarak sohbet ediyorlar.

(Daha önce bu büyüklükte bir balık ve bu kadar sempatik bir balıkçı görmemiştim. )

Gerçekten Güneye İndikçe İtalya Türkiye’ye benziyormuş. Katanya’da vakit kaybetmek istemeseniz bile kesinlikle bu balık pazarını görmenizi tavsiye ederim.

(Birisiyle konuşamadıklarında kendi kendilerine konuşan Katanya Balık Pazarı satıcıları 🙂 )

Katanya’da sokak pazarlarında devasa büyüklükte meyve ve sebzelere rastlayacaksınız, bunun sebebi sürekli sinirli sinirli buhar soluyan Etna yanar dağı, dağ lav kustuktan sonra toprak üzerinde yaklaşık 50 yıl boyunca hiçbir hayat belirtisi olmuyormuş, ama daha sonra toprak öylesine zengin mineralli bir hale geliyormuş ki, doğanın en verimli lezzetli meyveleri bu toprak üzerinde yetişiyormuş, bu arada Etna’nın İtalyanca’daki adı ise Mongibello.

Katanya’nın gurur kaynağı ünlü besteci müzisyen Bellini’nin kent içerisinde adını taşıyan gösterişli bir Opera binası bulunuyor. (Görülecek yerler listesine eklenmeli)

(Bellini Meydanını ünlü bestecinin heykeli süslüyor.)

Son olarak Katanya’da hem kaldırım hem de sokak ve caddelerde kullanılan siyah taşların tamamı Etna yanardağının püskürttüğü solmuş lavlardan oluşuyor, bu durum şehri biraz karanlık donuk gösteriyor.

İlk Günün Özeti;        

Havalimanın’dan aracımızı alarak birkaç dakika içerisinde şehir merkezinde bulunan otelimize vardık, otel derken bir apartman dairesi içerisinde 6-7 odadan ibaret bir işletmeden bahsediyorum, aracımızı otelin yanı başındaki otoparka parkettik (sabaha kadar 2 euro), otele valizleri attıktan sonra, kısa bir yürüyüşün ardından önce Üniversite meydanına ardından da,  Fil heykelinin ve katedralin bulunduğu Duomo meydanına ulaştık, burada akşam yemeği yiyerek günü bitirdik.

Son Olarak; Katanya Sicilya’nın en ucuz en hesaplı kenti.

Taormina;

İkinci gün oteldeki basit kahvaltının ardından Taormina’ya yola koyulduk, Katanya-Taormina arası 60 km, Sicilya’da otobanların büyük bölümü ücretsiz, Taormina-Katanya arası ise ücretli, ücret ise sadece 1.90 euro.

(Taormina’dan Etna Yanardağı)

Etna yanardağı Katanya ile Taormina arasında yer alıyor, uçağımız Katanya’ya doğru süzülürken, dağın yamaçlarının Mayıs sonu olmasına rağmen hala kar kaplı olduğuna rastladık. Etna en son 1980 yılında faaliyete geçmiş, püsküren lavlar birçok yerleşim yerini yok etmiş, Katanya’da deniz kenarında bulunan kale ise lavların (1669 yılında) yeryüzü şeklini değiştirmesi nedeniyle, deniz kenarında yer alıyorken bir kilometre içeride kalmış.

(Castelmola tepesinden Taormina’dan  Katanya’ya doğru kilometrelerce uzanan  sahil şeridi zirveye çıkmayı göze alanlara güzel bir manzara sunuyor.)

İlk etap da Etna’ya çıkmayı çok arzu ettiysek de, çok zaman alacağı, daha önce çıkmaya çalışan arkadaşlarımızın “hiçbir şey yok simsiyah bir kömür madeni düşünün” sözü bizi Etna’ya çıkmaktan vazgeçirdi. Ama bu konuda bildiğim bilgileri burada paylaşayım.

Etna’ya günü birlik turlar düzenleniyor, kalkış noktası Katanya merkez, kişi başı 100 Euro civarında bir fiyat talep ediyorlarmış, belli bir yere kadar araç ile ardından Teleferik ve son olarak da yürüyerek dağın bir noktasına varıyormuşsunuz. Eğer biz çıkacak olsaydık teleferiğin hareket ettiği noktaya kadar kendi aracımız ile gidecektik, ama üst paragrafta dile getirdiğim gibi bunu tercih etmedik.

(Castelmola’dan İyon Denizi, aşağıda deniz kenarındaki yerleşim yeri ise Sicilya’nın gözbebeği olarak adlandırılan Taormina)

Bu arada bir bilgi daha, eğer Etna’nın zirvesinden duman çıkıyor ise, bu dağın nefes alıp verdiğine ve tehlike olmadığına işaret ediyormuş.

Okuduğum her yerde Taormina için Sicilya’nın en havalı kenti göz bebeği deniliyordu, Taormina’ya vardığımızda bunun boş bir söylem olmadığını anladım.

Taormina dik bir dağın yamacına kurulu tarihi evlerden, turistik tesislerden ve işletmelerden kurulu bir kent, otobandan çıktıktan sonra ilk olarak dik yolları tırmanarak zirvede bulunan Castelmola’ya çıktık, Castelmola her ne kadar Taormina’nın yanı başında bulunsa da farklı bir yerleşim yeri, zirvede bir kale yer alıyor, Castelmola hem Taormina’nın önündeki körfezi, hem Katanya’ya doğru uzanan kıyı şeridini hem de Etna Yanardağını görmek, fotoğraf çekmek ve soluklanıp bir şeyler içmek için harika bir nokta, kesinlikle pas geçmeyin derim.

Taormina ‘nın merkezi araç trafiğine kapalı, aracınızı belli bir noktada ücretli otoparka park ederek, yürüyerek gezmek zorundasınız, yoğun turist ilgisi nedeniyle son derece kalabalık turistik Taormina gerçekten Sicilya’nın en göz alıcı yeri, ama Sicilya’da daha iyilerini de gördük, onu da yeri gelince anlatayım. (Sicilya seyahatimiz boyunca en pahalı otopark ücretini Taormina’da ödedik 12 euro Katanya için Sicilya’nın en ucuz kenti demiştim, Taormina’da en pahalı kasabası)

Taormina da Ne Yapılır;

Sokaklar da avel avel gezilir.

Tabii ki sadece bu kadar değil, Taormina deniz tatili yapmak, eğlenmek, İyon denizini seyretmek için güzel bir kasaba, bu arada dünyadaki en güzel manzaraya sahip antik tiyatronun da Taormina Antik Tiyatrosu olduğu söyleniyor. (Giriş ücretli 12 Euro)

İngiliz bahçeleri ve Taormina terasları olarak adlandırılan mekanlar da görülecek yerler arasına eklenmeli.

Taormina da Ne Yenilir;

İşte bunun için iki çok güzel önerim olacak, Taormina kent merkezi içerisinde yer alan kaleye doğru yürürken, bir tabela gözüme çarptı, Antica Trattoria Grill adlı Pizzeria, son derece temiz olan bu işletme de, lezzetli makarnalar ve pizzalar yiyebilir, aryalar dinleyebilir ve soluklanabilirsiniz.

(Bambar lezzetli Graniteleri ve duvar süslemeleriyle Taormina’da uğranılacak mekanlar listesinin başında yer alıyor.)

Yemeğin ardından sohbet ederken Barış (seyahat arkadaşımız), Ayhan Sicimoğlu’nun bir programında Taormina’yı anlatırken Bam Bar diye bir mekandan bahsettiğini söyledi, kafamı kaldırdığımda Bam Bar’ın hemen karşımızdaki kalabalık işletme olduğunu gördüm.

Granite, kar haline getirilmiş buzun içerisine taze meyve suları katılarak servis edilen bir içecek, Sicilyalılara göre ise yiyecek, çünkü kahvaltı da bile Granite tüketiyorlar, bir çok Sicilya’lı Granitesini Poğaça hatta bizdeki Paskalya’ya benzeyen bir hamur işi ile birlikte tüketiyor!!

İşte Sicilya’da yiyebileceğiniz en iyi Granite’yi bu Bam Bar adlı işletmede yiyeceksiniz.

Yemeğin ardından hemen Bam Bar’a geçerek birer adet Granite sipariş ettik, limonlusu, kahvelisi, kavunlusu, mangolusu özetle bir çok çeşidi bulunuyor.

Bam Bar’ın sevimli garsonu siparişlerimizi alırken Türk olduğumuzu anladı, ben Strawberry’li istediğimi söylediğimde ise No Strawberry Çilek diye karşılık verdi, ardından da bildiği bütün Türkçe meyve isimlerini sıraladı, Limon, Portakal, Kavun, Çilek, Kahve, Mango gibi, çok güzel Türkçe konuşuyorsun dediğimizde, Evet Ayhan Sicimoğlu benim arkadaşım diyerek Türkçe karşılık verdi, ardından Ferzan Özpetek’in, Halit Ergenç’in de Bam Bar’ı ziyaret ettiğini söyleyip, çektirdiği resimleri gösterdi, bizim için bir hoşluktu. (Taormina’da Bam Bar’a uğrayın derim.)

(Taormina’nın küçük meydanı)

Taormina aslında bir gece konaklanabilecek son derece keyifli bir yerleşim yeri, yeme içme ve konaklama fiyatları Sicilya ortalamasının üzerinde, ama eğer bu sizin için önemli değil ise, buna kesinlikle değer.

Sicilya’dan Ne Alınır;

Sicilya’dan alınabilecek en güzel  hediye Seramik, bütün seyahatimiz boyunca gördüğümüz en güzel Seramik mağazalarına Taormina’da rastladık.

Pizzanızı yediniz, Granite’nizi de tükettiniz, ardından size çok güzel bir tavsiyem daha olacak.

Geçen yıl Hırvatistan’a gittiğimizde şarap bölgesi olan Istra bölgesinde ziyaret ettiğimiz Kabola bağlarından büyük keyif almıştık, acaba buralarda, bu tür hizmet alıp, keyif yapabileceğimiz Şarap bağları bulunuyor mu? Diye araştırdığımızda, “Benantı” ile karşılaştık.

BENANTİ;

Etna’nın yanı başında Taormina’dan Katanya’ya dönerken yol üzerinde  elli-yüz dönümlük bir arazide şarapçılık yapan bir işletme.

Benanti’ye gittiğimizde günü sona erdirmişlerdi, anladığım kadarıyla buralar (İtalya-Sicilya) daha turistik olduğundan sadece bir şişe şarap satın alarak işletmenin bahçesinde oturup tüketme imkanı çok da yok, öğle yemeği saatinde, hafif yiyecekler ile ürettikleri mevcut şarapları bir bütün, menü olarak sunuyorlar, bu hizmetin fiyatı ise 35-40 Euro, Barış buraya kadar geldiğimizi şaraplarını tatmak bir şişe satın alarak bahçede zaman geçirmek istediğimizi söyledi, ön bankoda hizmet veren görevli hanımefendi böyle bir hizmetleri olmadığını ama bizi de geri çevirmek istemediğini ima ederek arkadaşını çağırdı, biz de bir şişe şarap satın alarak (15 euro) Benanti’nin güzel düzenlenmiş bahçesinde yudumladık, soluklandık, keyiflendik. Kişi başı 5 euro’ya bu hizmeti satın almış olduk.

(İşletmenin arka bahçesi konukların keyifli zaman geçirmesi için düzenlenmiş)

Benanti çok güzel düzenlenmiş, kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir mekan, aman pas geçmeyin. İşletmenin şarap mahzenleri, gösterişli bağları, şık salonları ve göz alıcı bir açık havuzu bulunuyor, güzel bir gün geçireceğinizden emin olabilirsiniz.

(Firmanın tarihi ana binası)

Benanti ziyaretimizin ardından Siracusa’ya doğru yola koyulduk, ikinci gecemiz için Katanya’nın 50 kilometre güneyinde yer alan Siracusa’da bir otel ayarlamıştık.

 

(Benanti bağlarından son bir fotoğraf, teraslar şeklinde inşa edilmiş birkaç yüz dönümlük üzüm bağları)

 

SİRACUSA;

Arşimed’in Kenti Siracusa!

Kuruluşu Antik Yunan çağına uzanan Siracusa Arşimed ve Siracusa Prensipleri ile ünlü.

 

(Zemin döşemeleri, saksılar içerisine dikilmiş zeytin ağaçları ve tarihi dokusu ile Siracusa tarihi kent merkezinde son derece hoş bir sokak)

Yunan Matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis, Antik Dünyanın ilk ve en büyük bilim adamı olarak kabul edilen Arşimed bir gün hamamda yıkanırken çırılçıplak sokağa fırlamış ve buldum diye bağırmış, bulduğu şey suyun kaldırma kuvvetiymiş.

Siracusa her yanından tarih fışkıran ve bu tarihi dokuyu hiç kaybetmemiş bir yer, bir gece konaklamanızı sokaklarını, tarihi limanını, köprüler ile ana merkeze bağlı Ortigia adasını sindirerek gezmenizi tavsiye edeceğim bir kent. İtalya’daki en gösterişli kent meydanının Siracusa’da olduğu söyleniyor!

Arşimed müzesini, Katedralini, lezzetli yemeklerini seveceksiniz, Taormina için Sicilya’nın göz bebeği ifadesi kullanılıyor demiştim ya, Siracusa o göz bebeklerini anlamlı kılan uzun kirpikler olmalı.

Siracusa’da; Daha modern ve yerli halkın yaşadığı ana karaya köprüler ile bağlı bölgeye Ortigia deniliyor, bu köprüleri geçtikten sonra deniz kenarında kapalı bir otopark bulunuyor, aracınızı oraya park edebilirsiniz,( biz öyle yaptık) otoparktan dışarı çıktığımızda bir semt pazarı ile karşılaştık, burada daha çok, günübirlik turlar ile Siracusa’yı ziyaret eden turist kafilelerine sandwich hazırlayan sempatik amcayı mutlaka ziyaret edin, adam sadece Sandwich yapmıyor aynı zamanda şov da yapıyor. Yaptığı sandwichlerin lezzetli olduğunu daha hazırlarken anlıyorsunuz.

(Metinde hem şov hem sandwich yapıyor dediğim işletmeci ve küçük işletmesi)

Bu arada Old Town içerisinde Fonte Aretusa adlı temiz bir su kaynağı içerisinde kağıdın ana maddesi olan Papirüs bitkisi yetişiyor, tarihi öneme sahip deniz kenarında yer alan bu mekanı da mutlaka ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Aynı zamanda Fonte Aretusa’nın ilginç bir mitolojik hikayesi de bulunuyor.

 

Siracusa’da Konaklama;

Booking.com’dan satın aldığımız L&D Luxury Rooms turistik merkezin biraz dışında bulunuyordu, aracımız olduğu için sıkıntı yaşamadık (merkezin dışında derken yürüyerek 20-25 dakikalık bir mesafeden bahsediyorum) son derece temiz, kahvaltısı olmayan bu tesisi, tavsiye ederim. (yine bir apartman dairesi içerisine inşa edilmiş 5-6 odadan bahsediyorum).

Siracusa’ya akşamüzeri vardık, Old Town içerisinde akşam yemeği yedik, ertesi gün gündüz gözü ile tarihi merkezin bütün sokaklarını gezdik, Arşimed müzesini gördük, pazarlarında değişik lezzetler tattık, öğleden sonra kenti terk etmeden öncede merkeze 15-20 kilometre uzaklıkta yer alan Pupillo bağlarını ziyarete gittik.

Pupillo;

Tıpkı Taormina’dan dönüşte uğradığımız Benanti gibi, Pupillo bağları da, aynı konsept de hizmet veriyor, öğle üzeri gittiğimizde (internetten rezervasyonsuz müşteri kabul etmediklerini öğrenmiştik) rezervasyonumuz olmadığını ama ufak birkaç atıştırmalık ile birlikte şaraplarından tatmak istediğimizi söyledik, görevli kadın mutfağa bir sormam gerekir dedi, ardından da yanımıza gelerek bize 3 kişilik bir masa ayarlayabilecekleri cevabını verdi, tabii bu arada Nurşen beni ve Barışı fiyatını bir sorsak diye dürtükledi,:)  hafif atıştırmalıklar ile birkaç çeşit şarabın (Beyaz, Kırmızı, Rose) tadım menüsünün 35 Euro olduğunu öğrenince bunun bizim için fazla olduğunu bir şişe şarap satın alarak (daha önceki Kızılderili numarası) bahçede içmek istediğimizi söyledik, görevli kadın gülümseyerek bizi kırmak istemediğini  belirtti, özet yine kişi başı 5 Euro’ya Pupillo bağlarını, bahçede bulunan asırlık ağaçları, lezzetli beyaz şaraplarını, bahçede bulunan Yeni Dünya ağacından aşırdığımız (buna bizde göz hakkı deniyor) meyveleri yedik, keyifli bir zaman dilimi geçirerek Pupillo bağlarından ayrıldık.

Bu arada üretim alanlarını, gelecek turist kafilesi için düzenlenen masalarını, şarap şişeleme, etiketleme, mantarlama makinalarını görme şansı da elde ettik.

Şaka bir tarafa toplam 105 Euro vermektense, 15 Euro ödeyerek burada da keyifli bir zaman dilimi geçirmeyi başardık.

Bu şarap bağlarında, tadım menüleri ile öğle vakti çok güzel vakit geçirilebilir, bu Euro’yu kim 7 lira yaptı ise, sürüm sürüm sürünsün.

 

Noto;

Unesco Dünya Mirası listesindeki kent.

Sicilya ile ilgili araştırma yaparken Noto kasabasında yapılan festival resimlerine rastladık ve görülmesi gereken yerler listesine burayı da ekledik.

Noto – Sirakuza arası 37 km, Pupillo şarap bağlarında geçirdiğimiz keyifli zaman diliminin ardından yarım saatlik yolculuğun ardından Noto’ya vardık, kasabada yapılan çiçek festivali biz gitmeden birkaç gün önce sona ermişti ama etkisi şehrin her yanında hala görülebiliyordu. (süslemeler, bayraklar nedeniyle)

Büyük bir şehrin güzergahı üzerinde bulunmamasına, küçük bir kasaba olmasına rağmen müzeleri, gösterişli yapıları, iyi korunmuş tarihi dokusu ile bu kasaba da, Sicilya seyahatinde görülmesi gereken yerler arasına eklenmeli diye düşünüyorum.

Festival kapsamında çiçekler ile dik sokaklar da yaratılan sanat eserlerini göremedik, sadece sokak başlarına yerleştirilen fotoğrafları ile yetindik, tarihi merkez içerisinde öğle yemeği yedik, büyük guruplar halinde müze ziyaretine gelen yaşı küçük öğrenci guruplarının neşesini seyrettik, profesyonel bisikletçilerin fotoğraflarını çektik.

(Yapının duvarında yer alan resimde festival kapsamında sokakların bir sanat eserine dönüştüğü görülüyor, üzüntü verici yanı ise bu sanat eserinin yaşam süresinin kısalığı!)

Bu küçük, güzergah açısından sapa konumdaki kasabanın kültüre, sanata, geçici sergilere ev sahipliği yapmasına, insanların buna büyük ilgi gösterip buralara kadar kafileler halinde gelmesine şaşarak ve imrenerek Noto sokaklarını gezdik ve ardından bu seyahatimizde beni en çok etkileyen Marzamemi kasabasına-köyüne doğru yola koyulduk.

 

MARZAMEMİ;

Noto – Marzamemi arası 22 km gibi az bir mesafe olmasına rağmen iki kent arasındaki yol son derece dar, özellikle ana yoldan ayrıldıktan sonraki 5-6 km’lik kısım için köy yolu benzetmesi çok yerinde olur diye düşünüyorum.

(Dışarıdan bakıldığında köy evi gibi gözüken bu yapıların içerisine girdiğinizde şaşkınlığınızı gizleyemiyorsunuz, bir sonraki fotoğrafa baktığınızda haksız olmadığımı göreceksiniz.)

(Haksız değilmişim değil mi?)

Marzamemi İyon Denizi kıyısında muhteşem bir yer, geniş bir avlu etrafında dışarıdan bakıldığında birkaç yüz yıl önceden kalmış gibi görünen, içleri ise son derece bakımlı yapılardan (barakalardan) oluşan meydanından gözlerinizi alamıyorsunuz.

Yukarıda dile getirdim Taormina için Sicilya’nın göz bebeği deniliyor, benim için ise, bu seyahatim boyunca en çok etkilendiğim yerleşim yeri Marzamemi oldu, lokal, sessiz, yoğun turist kalabalıklarına rastlamıyorsunuz, yapılar, işletmeler öylesine özenle restore edilmiş o kadar güzel peyzaj düzenlemesi yapılmış ki yüzlerce resim çekmek burada saatlerce zaman geçirmek istiyorsunuz.

Evet ulaşım zor, yolu uzatıyor ama Siracuza, Modica gibi bilinen turistik yerleşim yerlerinin arasında yer alan Marzamemi’yi mutlaka ama mutlaka görün, özellikle eğer uygun olursa akşam yemeğini buradaki şirin işletmelerden birine denk getirin diyorum.

Marzamemi’nin ardından 42 km’lik (1 saatlik) bir yolculuğun ardından 3. Gecemizi geçireceğimiz Modica’ya vardık.

 

Modica;

Marzamemi’nin ardından 3. Gecemizi geçireceğimiz Modica’ya doğru yola koyulduk, iki yerleşim yeri arasındaki mesafe 45 km civarındaydı, Modica bir vadinin kenarlarına kurulu, genellikle iki katlı taş evlerden oluşan sessiz sakin bir kent.

Modica’da Booking.com üzerinden rezervasyon yaptığımız B&B Luna Blue adlı üç katlı küçük bir otelde konakladık, üç katlı derken otelin her katında iki oda bulunduğunu söyleyeyim 🙂 , eğer Modica’ya yolunuz düşerse bu temiz mütevazi oteli tercih etmenizi öneriyorum, otelin yaşlı, sınırlı İngilizce bilen işletmecisi ve kahvaltı servisi yapan çalışanının gösterdiği ilgi ve cana yakınlık bizi fazlasıyla mutlu etti.

B&B Luna Blue Otelinin işletmecisi hanımefendi odalarımızın anahtarını verdikten sonra küçük bir kent haritasında görmemiz gereken yerleri bize tek tek İtalyanca anlattı, işin garip tarafı biz de bütün anlattıklarını tek-tek anladık 🙂 akşam yemeği için İtalyan yemekleri tercih ettiğimizi söyledik, yeme içme mekanları konusunda bize önerilerde bulundu, hem yemekten, hem konakladığımız otelden işletmecinin ilgisinden ve güler yüzünden çok memnun kaldık.

Yukarıda da anlattığım gibi, Modica tarihi dokusunu günümüze başarıyla taşıyabilmiş güzel bir kent, tıpkı Mardin’e benziyor, bu kente ait olan yerel lezzetlerde bulunuyor, acı biberli Modica çikolatası, keşişler tarafından yüzlerce yıl önce yapılan kıymalı kurabiye bunlardan sadece iki tanesi.

Otele valizlerimizi bırakıp (zaten neredeyse gün bitmek üzereydi) elimizdeki küçük harita ile hemen gezmeye başladık, kent de görülmesi gereken yerleri şu şekilde sıralayabilirim.

Piazza Rizzone meydanı, San Pietro kilisesi, Chiesa di San Giorgio, şehri yüksekten görebileceğiniz iki teras bulunuyor bunlardan biri Modica Alta ve bir diğeri de Belvedere di Modica.

Araç ile önce şehrin simge yapısı olan Catedral of San Giorgio’nun bulunduğu dik yamaca çıktık, eğer aracınız yok ise şehir içerisinde küçük turistik bir tren ile yukarıda sıraladığım noktaları ziyaret edebilirsiniz, bu trenin ilk kalkış noktası belediye binasının önü, bilet ise hemen karşısındaki kafeteryada satılıyor. (Yürüyerek çıkıp inmek, şehir dik yamaçlardan oluştuğundan zor ve yorucu olabilir diye düşünüyorum.)

Araba ile seyahat ediyor olmanın avantajı ile haritada işaretli olan noktaları 1 saat içerisinde gezdik, arkasından da akşam yemeği için La Contea Pizzeria Restaurant’a gittik, hem pizzaları hem de makarnaları oldukça başarılıydı, yerel halkın yoğun ilgi gösterdiği restaurantın bir yanında iki Michelin yıldızlı bir restaurant diğer yanında ise acı çikolatanın mucidi Cafe Dell’Arte bulunuyor.

Sicilya’lılar akşam yemeğini oldukça geç yiyorlar ve yemekte inanamayacağınız kadar bağırarak sohbet ediyorlar, lezzetli, fiyatı makul hatta ucuz yemeğin ardından yürüyerek otelimize döndük, ertesi gün otelin küçük ama temiz kahvaltı salonunda işletmenin 2.5 euro’ya verdiği mütevazi ama yeterli kahvaltının ardından Modica’dan ayrılmadan önce Caffe Dell’arte ‘ı ziyaret ettik, burada meşhur olan lezzetlerden sipariş vererek tadına baktık.

(Caffe Dell’arte da her şeyden denemek istedik, tadımlık:)  limonlu granite, çikolatalı ve peynirli canoli, biberli çikolata ve kıymalı kurabiye sipariş ettik.)

Modica’da kaldığımız otelin işletmecisi Ragusa’yı da mutlaka görmemiz gerektiğini el işaretleri ile bize anlattığından Cafe Dell’Arte’ın ardından arabamızın yönünü Ragusa’ya çevirdik.

Modica için şunu söyleyebilirim, son derece sakin, tarihi, sessiz, turistik olmasına rağmen, fiyatları hiç turistik olmayan, Sicilya seyahatinde atlanmaması gereken bir şehir. Özetle; Gittiğinize pişman olmazsınız.

 

Ragusa;

Ragusa Modica’dan daha gösterişli bir kent, iki yerleşim yeri arasındaki mesafe ise sadece 15 km,  tarihi kent merkezine araç ile girilemiyor, aracınızı aşağıda bulunan paralı otoparka bırakarak (biz parasız bir yer bulduk) yokuş yukarı dar sokakları sallana- sallana yukarıya çıkıyorsunuz, isterseniz hızlı – hızlı çıkın artık bu sizin tercihiniz.

Mayıs ayının son haftasında gerçekleştirdiğimiz Sicilya tatilimizin okulların kapanmak üzere olduğu bir zamana denk geldiğini düşünüyorum, çünkü hem Noto hem de Ragusa gibi tarihi kasabalarda başka kentlerden gelen kalabalık öğrenci grupları ile karşılaştık. Neyse Ragusa’ya dönelim.

Zirvede bulunan gösterişli meydanı, bu meydanı çevreleyen tarihi binaları, katedrali ile Ragusa sadece gezgin turistlerin değil, aynı zamanda Sicilyalı küçük öğrencilerin bile kafileler halinde ziyarete getirildiği bir şehir, yani görülecek yerler listesine mutlaka eklenmeli diyorum.

Ragusa’nın ardından yaklaşık 4 saatlik bir seyahat ile son iki günümüzü geçireceğimiz Palermo’ya gideceğimiz için Ragusa’ya hak ettiğinden daha az zaman ayırarak bu kentden ayrıldık.

Ragusa’da tıpkı Noto gibi Unesco dünya mirası listesinde bulunuyor.

 

Palermo;

Sicilya özerk bölgesinin (adasının) toplam nüfusu 5 milyon, bunun 1 milyonu başkent Palermo’da yaşıyor, Palermo adanın en büyük kenti, ticari açıdan gelişmekte olduğunu şehre girer girmez anlıyorsunuz, kentin girişinde sizi büyük bir liman karşılıyor.

Palermo’ya Nasıl Gidilir;

Katanya – Palermo arasında ücretsiz bir otoban bağlantısı var.

Sicilya seyahatimizi planlarken şehirlerin birbirlerine yakınlığı nedeniyle tatili iki etaplı tasarladık.

Birinci etapta, ilk üç gün Katanya – Taormina – Siracusa – Noto – Marzememi – Modica ve Ragusa’yı ikinci etapta ise “Baba” filmi ile meşhur Carleone köyüne – Palermo’ya ve Cefalu’ya gitmeyi planladık.

İlk etabı planladığımız gibi eksiksiz gezdik, Ragusa’dan adanın diğer ucuna yol alırken, (bu yolun önemli bir bölümü son derece kötü ve yorucu) Carleone köyüne gidip gitmeme konusunda kararsız kaldık, çünkü Ragusa – Palermo arası 4 saatten fazla bir mesafeydi, eğer Carleone köyüne de gidersek ekstra 1.5 saat daha araba yolculuğu yapmak zorunda kalacaktık, kendi aramızda tartıştık ve Sicilya denilince akla gelen ilk yer olan Carleone köyüne gitmekten vazgeçtik.

Ragusa’dan hareket ettikten 4 saat sonra son derece yorucu bir yolculuğun ardından Palermo’ya vardık.

Palermo’da kısmen hesaplı olması, düzgün bir kahvaltısının bulunması ve şehri tepeden seyredebileceğiniz bir konumda olması nedeniyle Hotel Bel 3 adlı tesiste konakladık. (Eğer araç ile seyahat etmiyorsanız kesinlikle tercih etmeyin zira şehir merkezinin yaklaşık 15 km dışında bulunuyor)

(Hotel Bel 3’ün terasından Palermo kent merkezi)

Palermo ile ilgili araştırarak öğrendiğim bazı bilgileri burada paylaşayım. Birinci Dünya Savaşının ardından Mussolini’nin görevlendirdiği özel savcılar Sicilya mafyasına karşı büyük bir savaş başlatmışlar, öncelikle Palermo’da yaşayan bu ailelere mensup 1000’e yakın kişi tutuklanmış, operasyonların ardından yasa dışı işler ile uğraşan ailelerin büyük kısmı Amerika’ya göç etmek zorunda kalmış.

Önemli bir kısmı verimli topraklardan oluşan Sicilya, Avrupa ülkelerine yüksek miktarda tarım ürünü ihraç ediyor, bunda tabii ki deniz yolu ile bu ülkelere yakın konumda yer almasının payı büyük, Kan Portakalı, adaya özgü Limonu, Zeytin üretimi, Üzüm bağları ve şarap üretim tesisleri ile tarımsal üretim açısından önemli bir ülke.

Adanın güney doğusundaki Ragusa’dan batıdaki Palermo’ya giderken binlerce dönüm arazide sera tarımı yapıldığını gördük, ama yine de, daha önce gördüğüm ana karada yer alan İtalya şehirlerinin tamamı Sicilya’da bulunan kentlerden özellikle ekonomik açıdan çok daha ilerideler. (bu fikrimi de paylaşmış olayım)

Palermo’da Görülmesi Gereken Yerler;

Tarihi ve sanatsal öneme sahip 4 önerim olacak, bunların tümünü yürüyerek toplam 1 saat içerisinde görebilirsiniz.

Massimo Theater;

Avrupa’nın Paris ve Viyana’dan sonra üçüncü büyük opera binası, 1300 kişilik gösterişli bir salona sahip, neo klasik tarzda inşa edilmiş, Baba filminin birkaç sahnesi de bu tiyatro önünde çekilmiş, büyük bir yangının ardından 20 yıl süren restorasyon sürecinin sonunda tekrar hizmete girmiş, restorasyonun bu kadar uzun sürmesinin ise ilginç bir hikayesi var. Restorasyon için toplanan para Sicilya mafyasının eline geçmiş, bu arkadaşlar yapılan bağışların önemli bir miktarını kendi bildikleri yöntemler ile değerlendirmişler, 🙂 ama sonunda bir şekilde halletmişler artık.

Quattro Canti;

Palermo’daki iki ana caddenin Via Maqueda ve Corso Vittoria Emanuelle’nin kesiştiği noktada yer alıyor (tiyatro binasından kalabalığı takip ederek yürüyün, birkaç dakika sonra karşınıza çıkacak).

1608-1620 yılları arasında Giulio Lasco tarafından yapılmış, adından da anlaşılacağı gibi dört yol ağzında, dört binanın birbirini gören yüzlerine çeyrek daire şeklinde inşa edilmiş, en alt da dört  mevsimi simgeleyen havuzlar yer alıyor, bir üst bölümde din adamlarının, en üst de ise kralların heykellerinin yer aldığı son derece gösterişli farklı tarihi bir meydan.

Quattro Canti’de hangi çeşmenin hangi mevsimi simgelediği ile ilgili kısa tartışmanın ardından bir kaç yüz metre yürüyerek Palermo Katedraline vardık.

Palermo Katedrali;

Daha dışarıdan bakıldığında çok farklı bir katedral olduğunu anlıyorsunuz, 1180 yılında hizmete girmiş, dört çan kulesine sahip, içerisinde birçok kralın mezarı yer alıyor, ön bahçesi son derece güzel düzenlenmiş, maalesef bu tarihi ve gösterişli yapıları gezerken yağmur yakamızı bırakmadı,  Katedral Palermo’da mutlaka görülmesi gereken mekanlardan birisi.

 

Piazza Pretoria;

Heykeller ile süslenmiş gösterişli bir çeşme, heykellerin inşa edildiği mermerler Floransa’dan getirilmiş, şehrin simge yapılarından – meydanlarından birisi, görülecek yerler arasına mutlaka eklenmeli.

 

Palermo’da Plaj Keyfi;

Kent turkuaz mavisi plajlara ev sahipliği yapıyor, Mondello plajı bunlardan biri, araba ile kent merkezine 20 dakika uzaklıkta, Palermo merkezinden kalkan 806 no’lu otobüs ile de beyaza kaçan kumu ve mavinin en güzel tonlarıyla göz alan bu plaja giderek deniz keyfi yapabilirsiniz, hava yağmurlu olmasına rağmen Mondello plajını biz yine de pas geçmedik, hizmet kalitesinin yüksek olduğu, hoş işletmelerde bir şeyler atıştırabilir, keyifli zaman geçirebilirsiniz. Plajın tam orta yerinde ise gösterişli ve tarihi bir yapı (plaj işletmesi) bulunuyor.

Palermo’da Ne Yenilir;

Bu bölümü biraz uzun tutacağım; Palermo deniz kenarında yer alan bir kent olması nedeniyle, taze deniz ürünlerini bulabileceğiniz bir cennet, şehir aynı zamanda İtalyan lezzetleri konusunda da çok başarılı, sokak yemekleri denildiğinde ise, dünyada önemli bir merkez sayılıyor, biz gezerek, yiyerek ve içerek test ettik, tüm bunlar boşuna değil, elimden geldiğince anlatayım.

Sokak Yemekleri Pazarlar;

Kentin belli merkezlerinde daha çok öğle yemeği saatlerinde kurulan pazarlar turistlerin yoğun ilgisini çekiyor, bu pazarları ziyaret ettiğinizde Sicilya şarapları ile onlarca çeşit mezeyi tadabilir, güzel, lezzetli keyifli ve farklı bir öğle yemeği yiyebilirsiniz.

(Semt pazarı içerisinde yer alan bu işletmenin tezgahından seçtiğimiz birkaç mezeyi hemen oraya yerleştirilmiş küçük masada bir şişe beyaz Sicilya şarabı ile yuvarladık)

Semt pazarlarından birkaçının adını vereyim; Ballaro, Capo, Vuccıria.

Semt pazarlarını gezin ve sokak lezzetlerini mutlaka tadın diyorum.

(Palermo semt pazarlarından bir görüntü)

Sicilya’ya ait Lezzetler ve Tatlar;

Arancina;

Sicilya’ya özgü küçük pirinç topları, dışarıdan bakıldığında bizim İçli Köfteye benziyorlar, onlarca çeşidi bulunuyor, günün her saatinde Sicilya’nın tamamında insanların atıştırmalık olarak tükettiği bu toplar oldukça lezzetli.

 

Cannoli;

Tıpkı Arancina gibi Sicilya’nın her yanında her vakit bulabileceğiniz lezzetli bir tatlı, dondurma korneti gibi hazırlanmış iki yanı açık bir rulonun içerisine istediğiniz kremayı sürdürüyor, üzerini de yine istediğiniz gibi süsletiyor ve tüketiyorsunuz, pas geçmeyelim. (Çikolatalısı biraz ağır oluyor)

Granite;

Adanın en önemli lezzeti, Sicilya’nın kahvaltısı, serinlemelik yiyeceği, içeceği kısacası her şeyi.

 

Sicilya Pastaları;

Şehirde birçok pastahane bulunuyor, sadece vitrinlerine bakmak bile keyifli!

 

Pasta alla Norma;

Domatesle ve kızarmış patlıcanla yapılan bir Sicilya makarnası, ben denedim oldukça başarılı.

Ve Pizza;

Sevdiğim bir arkadaşımın eşi, İtalya’da zengin olan Kuzeye doğru gittikçe, pizzanın hamuru incelir malzeme çoğalır, gelir düzeyinin düşük olduğu güneye indikçe de hamur kalınlaşır malzeme ise azalır demişti, ne kadar doğru bilmiyorum ama akla yatkın bir düşünce.

Palermo’da ki son akşamımız da internet üzerinden local bir pizza restaurantı bulabilir miyiz diye araştırma yaptığımızda Frida adlı işletme ile ilgili övgü dolu satırlara rastladık.

Aslında son dört gündür birçok mekanda makarna ve pizza yemiştik, Türkiye’de bu kalitede Pizza bulamadığımızdan, son akşam yemeğimiz için Frida’nın yolunu tuttuk.

Frida;

Frida ile ilgili bilgiler; Servis 19.30 da başlıyor, randevu için birkaç kez telefon ettiysek de, telefonu açan olmadı, 19.45’de Frida’nın önündeydik, içerisi ve dışarıdaki kapalı bölüm neredeyse dolmuştu, sempatik garson bize hemen bir masa ayarladı, kalabalığa göre servis hiçte yavaş sayılmaz, pizzalar 12 euro’dan başlıyor ve bir kişinin bitiremeyeceği kadar büyük, garsonların kıyafetleri çok hoş, Frida için şunu söyleyebilirim, fiyatlar Sicilya ortalamasının üzerinde ama aldıkları parayı sonuna kadar hak ediyorlar.

En azından üç farklı pizzalarını denemek arzusuyla hepimiz farklı siparişler verdik, masamıza gelen üç pizzanın da lezzeti ve sunumu harikaydı, bu arada ben diğer masalardaki farklı pizzalardan da gözümü ayıramadım.

Pizzalarımızı yedikten sonra dışarıda sıra bekleyen onlarca kişiden utanarak hesabı istedik ve Frida’dan ayrıldık. Palermo seyahatinizde kesinlikle bir akşam yemeğini burada yemenizi tavsiye ediyorum, turistik merkezin sınırları içerisindeki yer alan bu mekanı ziyaret ettiğiniz için hiç pişman olmayacaksınız.

Frida’da yediğimiz akşam yemeğinin ardından otelin yolunu tuttuk, ertesi gün kahvaltının ardından da Palermo’dan ayrıldık.

Palermo küçük dar sokakları, çamaşır asılı balkonları, renkli masa sandalyeleri ile göze hoş gelen kafeteryaları, tarihi mekanları, yerel tatları, sokak lezzetleri, pazarları ile memnun ayrılacağınız bir şehir, tek kötü yanı THY’nin Katanya’ya uçması ve iki kentin arasında 250 km mesafe bulunması.

(Palermo kent merkezinde neredeyse bütün binaların dış cephesi bu tarz inşa edilmiş, demir çıkıntıların üzerine kalın bir mermer tabaka mermere de korkuluk monte edilerek Fransız bir balkon elde edilmiş)

 

Cefalu;

Altı günlük Sicilya seyahatimizin son noktası, görmek için sabırsızlandığım Cefalu idi.

Cefalu, Palermo’nın kuzeyinde bir balıkçı kasabası, Palermo’ya ücretli bir otoban ile bağlı (2 euro) iki şehir arasındaki mesafe ise yaklaşık 70 km.

(Cefalu ile ilgili akla gelen ilk fotoğraf, liman içerisinde yer alan bu tarihi evler, sert rüzgar, kapalı ve bulutlu bir havaya rağmen yine de güzel gözüküyorlardı)

Cefalu, Sicilya seyahatimiz boyunca gördüğümüz yerleşim yerleri arasında Marzamemi ile birlikte en çok beğendiğimiz kasaba oldu.

Yağmurlu havada kuvvetli rüzgarın olduğu bir Pazar sabahı ziyaret ettiğimiz Cefalu’da sezon yeni başlamasına rağmen kalabalık turist guruplarına rastladık, belli ki yoğun sezonda çok ilgi gören bir yer.

Sicilya seyahatinizde Cefalu’yu listenin en üst sırasına yazmanızı tavsiye ediyorum, sadece günübirlik bir tur değil, bir iki günlük konaklama kafa dinleme, dinlenme için de çok uygun bir tatil seçeneği olabilir diye düşünüyorum. Örneğin Palermo’yu gezdikten sonra geceyi Cefalu’da geçirmek akşam bu şehrin sokaklarında gezmek ve yeni bir günü burada karşılamak güzel bir tercih olacaktır.

Cefalu’da sert rüzgara direnerek sokakları dolaştık, lezzetli şeyler yedik, sonra dondurmacı da soluğu aldık, ardından da, 150-200 km arası yolumuz olduğundan opsiyonlu olarak Katanya havalimanına vardık ve aracımızı teslim ederek, Sicilya seyahatimizi noktaladık.

Sicilya’ya Neden Gidilir;

Roma, Viyana, Prag, Paris gibi çok bilinen turistik kentlerin dışında, Kuzey İtalya’yı, Hırvatistan’ın Adriyatik kıyısındaki kentlerini, Slovenya’yı, Kuzey İspanya Bask bölgesini, Güney Fransa’yı ve Provence’i daha önce görmediyseniz, Sicilya’yı bu seyahatlerin ardına bırakın derim. Bu cümleden “Sicilya kötü bir yer” anlamı çıkarmayın, sadece bu sıraladığım bölgelerin-şehirlerin Sicilya’dan daha keyifli yerler olduğunu düşünüyorum.

Sicilya İtalya’nın doku olarak tümünden farklı, niye geldik diye pişman olmayacağınız, lezzetli yemekler yiyeceğiniz, kalabalıklardan uzak durabileceğiniz, kafanızı dinleyeceğiniz küçük kentleri bulunuyor (Palermo ve Katanya bunlara dahil değil) güvenlik sorunu ile karşılaşmadık bir sıkıntı yaşamadık, Otoparklara ve Otoyollara ücret ödemiyorsunuz, ya da sembolik 1-2 euro gibi küçük rakamlar veriyorsunuz. E o zaman gidelim mi diyorsanız eğer, bir önceki paragrafta tavsiye ettiğim yerleri bir görün (eğer görmediyseniz) daha sonra da Sicilya’ya gelin (derim).

Gezi Sona Eriyor;

Bu seyahatten ne kazandık; Ay ışığını Sicilya’da da gördük, ayak izlerimizi bıraktık, daha önce de biliyorduk, ama dünyada ne kadar küçük bir yer kapladığımızı daha iyi anladık, gördüğümüz yerler listesine bir ülke ve birkaç şehir daha kattık.

Her makalenin sonunda artık klasik olan bir cümle ile sona erdireyim, “Allah sağlık versin, gezecek kadar da para versin, yeni yerlere gidelim, yeni yerler görelim.”

(Bu yazıyı Marzamemi’de çektiğim bu hoş fotoğraf ile sona erdireyim, hoşça kal Sicilya 🙂  )

Gezi Tarihleri; 21.05.2019 – 26.05.2019