PORTEKİZ; Lizbon - Sintra

16.10.2013-19.10.2013 PORTEKİZ; Lizbon - Sintra

 

Kurban bayramının ikinci günü sabah 07.00 uçağıyla Ankara’dan İstanbul’a oradan da 11.00 uçağıyla Lizbon’a hareket ettik, Lizbon, diğer Avrupa kentlerine nazaran bize en uzak olan şehirlerden birisi, yolculuk yaklaşık 4.5 saat sürdü, Portekiz ile Türkiye arasında iki saat zaman farkı bulunuyor, uçak biletlerimizi THY Miles&Miles programında biriken millerimizle Business aldığımızdan, THY’nin zengin yemek ve içki menüsü, öğle yemeği zamanına gelen uçuşu güzel bir ziyafete çevirdi, eğlence ekranından müzik dinleyerek, Nurşen’le sohbet ederek ve harika şaraplar içerek bugüne kadar ki en güzel  uçak seyahatimizin ardından Lizbon’a varıyoruz.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Kentin simgesi “Kaşifler Anıtı”)

 

Lizbon Havalimanı şehir merkezi içerisinde, şehirde taksi fiyatları oldukça uygun, şehir merkezinde nereye giderseniz gidin (tabii oteliniz merkeze çok uzakta değilse) bir kaç euro’dan daha fazla taksi parası ödemiyorsunuz, ama ben yine  de taksiden uzak durmanızı tavsiye ediyorum, çünkü şehrin nostaljik  bir tramvay hattı var, günlük bilet 4.50 euro, 7 tepeli şehir olarak adlandırılan dik ve dar yokuşların olduğu bu şehri gezmenin en güzel yolu tramvaylar diyorum. Hava limanından şehir merkezine taksi ile gittiğinizde yaklaşık 10-13 euro civarında bir ücret ödüyorsunuz, (Türkiye’ye dönüşte taksiyi kullandık) biz uçaktan indiğimizde hemen hava limanı kapısının önünden hareket eden otobüs ile Baixa bölgesine gittik, (ücret kişi başı 3.20 euro), transfer süresi yaklaşık 25 dakika civarında, otelimiz Baixa Pombalina’da yer alıyordu, tarihi şehir merkezi içerisinde harika bir konuma sahipti, (Otelin Adı; Residental  Florescente) OK, kahvaltı yeterli ve lezzetliydi, iki kişi için 80 euro (günlük) fiyatıyla uygun bir tesis, otelin içerisinde her yer çiniler ile kaplı olduğundan asansörü kullanmak istemiyorsunuz, odanızdan resepsiyona inerken merdivenleri kullanıp çinileri seyretmeden kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

Lizbon için 3  gece 4 günlük bir program yaptık, gittiğimiz ve döndüğümüz günleri saymazsak Lizbon’u gezmek için 2 tam günümüz var, Portekiz’in başkenti için bu süre yeterli, yakın zaman içerisinde THY Porto’ya da sefer düzenleyeceğinden Lizbon gidiş, Porto dönüş olarak 4 gece 5 günlük bir program daha uygun olur diye düşünüyorum, bu sayede Portekiz’in turistik ve önemli şehirlerinden Porto’yu da görme imkanınız da olur.

Portekiz Avrupa’nın köylüsü olarak görülen, diğer Avrupa ülkelerine göre gelir düzeyi daha düşük olan, denizcilikteki başarılarıyla tarih kitaplarında yer alan, balıkçılıkla geçimini sağlayan bir ülke.

Artık Lizbon sokaklarını arşınlama zamanı;

Hava limanından şehir merkezine vardığımızda ilk olarak Eduardo Parkı VII bizi karşıladı, bu park yüzlerce dönümlük bir alanı kaplıyor, Lizbon’a gelen misafirlere merhaba derken, şehri ve Tagus nehrini tepeden seyretme olanağı da sağlıyor.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Eduardo Parkı – Lizbon)

 

Nerede Konaklamalı;

Baixa Bölgesi konaklamak için harika bir konumda, bu çevrede bir otelde konaklamanızı tavsiye ederim. Otele vardıktan sonra odaya valizlerimizi bırakarak kendimizi hemen sokaklara attık, sokak derken, Avrupa’da böylesine güzel arnavut kaldırımı olan sokakları hiçbir yerde göremeyeceksiniz, zemine döşenen taşlar krem renginde mermere benziyor, bu taşın siyah renkli olanı ile sokaklara geometrik desenler verilmiş ve bu durum Lizbon sokaklarını benzersiz harika bir hale getirmiş.

Otelden kalabalığı takip ederek yürümeye başladığımız da, birkaç yüz metre sonra karşımıza bir “Ginjina” dükkanı çıktı. Ginjina Portekiz’in milli içeceği gibi bir şey, vişne ile yapılan bir likör, Ginjina satan dükkanların önü günün her saatinde elinde bu likörü içen insanlarla dolu, bizde 1.5 euro’dan 4 adet satın alarak hemen oracıkta denedik, içerisinde bir iki adet vişne de bulunan bu likörün alkol derecesi, normal likörlere göre biraz daha yüksek.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(İçki demişken Portekiz’deki en meşhur içki çeşidi Porto aslında, bu yarı tatlı şarap, harika bir renge ve lezzete sahip, bazı vitrinlerde 60-70 yıllık Porto şaraplarının binlerce euro’ya satıldığına şahit olacaksınız.)

 

Nehir kenarına vardığınız da (burası Praça do Comercio meydanı) geniş bir meydan ve şehir kapısı ile karşılaşıyorsunuz, bu kapı 1755 yılında meydana gelen ve Lizbon’u yerle bir eden depremin anısına inşa edilmiş, meydanı çevreleyen binaların tamamı devlet kurumlarına ait, nehrin kenarında fotoğraf çektiren, sevgilisi ile güneşlenen, sohbet eden insanlara rastlayacaksınız.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Praça do Comercio Meydanı)

 

Tagus Nehri üzerinde birkaç tane köprü mevcut, bunlardan en ünlü ve turistik olanı Kırmızı Köprü olarak da bilinen, 25 Nisan köprüsü, San Fransisco’da bulunan Golden Bridge’ı yapan şirket tarafından inşa edilen bu köprüye, faşist diktatör Salcazar’ın iktidardan indirildiği gün olan 25 Nisan gününün anısına “25 Nisan Köprüsü” adı konulmuş.

Alfama semti bar ve kafeleriyle şehrin tepelerinden biri, burada ve Lizbon’un her yüksek yerinde seyir terasları bulunuyor, bu teraslarda içecek satılan minik kafelerde mevcut, ister istemez, bu kafelerde bol bol “Super Bock” adlı biradan tüketecek ve Lizbon’u seyredeceksiniz.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Portekizliler Şakacı İnsanlar herhalde, yoksa bu ayakkabıların baca da ne işi olabilir ki?)

 

Alfama aynı zamanda şehrin kalesinin de bulunduğu semt, kalenin adı “Castle of Saint George” .

İlk günü kısmen Baixa, Praça do Comercio Meydanı ve  Alfama’yı gezerek sona erdirdik.

İkinci gün ilk işimiz 4.50 euro’ya satılan günlük biletlerden temin etmek oldu, bu biletler bütün toplu taşım araçlarında geçiyor, kısmen daha pahalı olan ve Lizbon’da turistik tur yapan sarı renkli otobüslere binmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum, çünkü 28 no’lu tramvay yerli halkla içli dışlı olmaya ve Lizbon’da harika bir tur yapmaya yarıyor. Tramvay’lar da hırsızlığa karşı uyarı levhaları bulunuyor, bir Alman turistin gözümüzün önünde cüzdanı çalındı, Alman turist grubu hırsızın kim olduğunu tahmin ettikten sonra hırsız pantolonunun paçasından çaldığı “şişkin” cüzdanı koltuğun altına düşürüp, ilk durakta hiç bir şey olmamış gibi indi bize de yaşananları bir filim gibi izlemek kaldı. Lizbon’da hırsızlık çok yaygın, dikkatli olmanızı tavsiye ederim, bu arada cüzdanı çalınan orta yaşın üzerindeki Alman turist bir ara havale geçirecek zannettim:)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Kentin simgesi olan tramvaylar, kent içi ulaşımda aktif olarak kullanılıyor)

 

28 no’lu tramvay ile tam bir tur yapmak gidiş-geliş yaklaşık 2 saatinizi alıyor, küçük tarihi tramvay öylesine dar, virajlı ve dik sokaklardan geçiyor ki, (özellikle Alfama  bölgesinde) şaşkınlıkla sürekli çevreyi seyretmekten kendinizi alamıyorsunuz.

İkinci gün Öğleden sonra 15 no’lu tramvay ile Belem’e  gittik, yolculuk yaklaşık yarım saat sürdü, Belem, Lizbon’un okyanusa yakın bölümünde bir semt, burada nehir kenarında “Belem Kalesi” olarak bilinen bir burç var, giriş paralı ücret 5.50 euro buna değmeyeceğini düşünerek içine girmeden, önünde bir kaç fotoğraf çektirdik.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Belem Kalesi – Artistik bir fotoğraf olsun dedim:) )

Belem Kalesine yürüyüş mesafesinde turistik ve görülmesi gereken iki şey daha bulunuyor, bunlardan birincisi Portekiz’in simgesi olmuş bir anıt; “Kaşifler Anıtı”, nehir kenarına inşa edilmiş Kaşifler anıtı ünlü Portekizli denizcilerin anısına yapılmış, tarih boyunca Portekizli denizciler büyük başarılara imza atmışlar, en ünlü olanları Vasco de Gama ve Macellan.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Vasco de Gama’nın mozelesi)

Kaşifler anıtının arkasında uzun tarihi bir yapı var, burası bir manastır, tarihi binanın bir bölümü müze olarak tasarlanmış, müze girişi ücretli, müzenin giriş kapısının sağında bir kilise bulunuyor, bu kilise içerisinde Vasco de Gama’nın mozelesi bulunuyor. (bu bölüme giriş ise ücretsiz)

Belem’deki en meşhur şey, “Belem Pastası”  olarak bilinen nata, Portekiz’in milli tatlısı olan, Milföy hamurunun içine muhallebi sıkılarak fırında kızartılan tatlıyı yapan imal eden, en meşhur pastahane de Belem’de bulunuyor, mekanın adı“Pastais de Belem” isterseniz paket olarak alabiliyorsunuz, adedi 1.50 euro’dan satılıyor, şaşıracaksınız ama Belem Pastahanesi bu tatlılardan günde 20 bin adet üretiyormuş, pastahane çini olan yer ve duvar süslemeleriyle tarihi bir özelliğe sahip, turistler için tasarlanmış mutfağını bir camın ardından seyrediyor ve bu harika lezzetin nasıl yapıldığına da şahit oluyorsunuz, nataları yerken üzerine genelde tarçın döküyorlar, artık bu sizin damak tadınıza kalmış, bir tatlının bu kadar abartılması normal mi demeyin, önemli Gusto dergileri, bu pastahanenin yaptığı “Belem Tatlısı” nı dünyanın tadılması gereken 20 lezzetinden biri olarak seçmiş, haksız değiller dışı çıtır-çıtır, içi yumuşak, hafif ve gerçekten çok lezzetli bir tatlı.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Meşhur Belem Pastahanesi)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Bu da Meşhur Belem Tatlısı)

Baixa bölgesi sınırları içerisinde yüksekliği ile dikkatinizi çekecek metal bir yapı göreceksiniz, bu yapının adı “Elevador Santa Justa” 1902 yılında iki semti birleştirmek amacıyla G.Eiffel’in öğrencileri  tarafından inşa edilmiş bu asansör,  günümüzde de hizmet veriyor. (Tabii daha çok turistik amaçla).

Ben bu asansörü kullanmaktansa yürüyerek asansörün arkasındaki yokuştan yukarı çıkmanızı tavsiye ederim, bu yokuş Chiado ve Baira Alto semtine çıkmanızı sağlıyor, yürüyerek 15 dakika sürüyor, yok ben bu yokuşu tırmanmak istemiyorum derseniz, Baixa&Chiado metro istasyonunu kullanarak yukarıda bulunan geniş alana çıkabilirsiniz.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Kentin simgelerinden biri de “Elevador Santa Custa” asansörü)

Chiado semti şehirdeki lüks ve gösterişli mağazaların bulunduğu bir semt, yürüyerek gezmek, sokak sanatçılarını seyretmek ve cafelerde oturup bir şeyler içmek güzel zaman geçirmenize yol açacak.

Baira Alto; yeme içme mekanlarının bulunduğu, bizim Beyoğlu, Nevizade’ye benzeyen  bir semt, yeme-içme ve eğlence mekanları Baixa&Chiado metro istasyonundan çıktığınızda sağda bulunuyor, dar sokaklarda, eski binaların alt katlarında yüzlerce restaurant hizmet veriyor.

Fado Portekiz’de çok önemsenen bir müzik, Baira Alto’da canlı Fado yapan mekanlar bulunuyor, sahneye önce bir sunucu çıkıp sunum yapıyor, ardından solist sahne alıyor, konuklar kendi aralarında konuşmaya başlarlarsa garsonlardan biri “hiiişşşttt” diye uyarıda bulunuyor, müşteriye karşı ayıp oluyor falan demeyin, genellikle balıkçılıkla uğraşan Portekizliler denize açılıp geri dönmediklerin de, deniz kenarında onların yolunu gözleyen karıları – sevgilileri bir ağıt yakarlarmış, işte bu ağıtlara Fado deniyor, bizdeki türkülere benziyor, Portekiz’de ciddiye alınıyor ve önemseniyor, bu şehirde bulunduğunuz bir akşamınızı Fado dinlemeye ayırmanızı tavsiye ederim, yemeğinizi yeyip, şarabınızı yudumlarken, farklı değişik bir akşam geçirmiş olacaksınız.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Lizbon da ki bir akşamınızı mutlaka “Fado” dinlemek için ayırın, emin olun değecek)

 

Üçüncü günümüzü Sintra’ya ayırdık, buraya gitmenin en pratik ve ekonomik yolu tren, şehir merkezi içinde Rossio tren garı bulunuyor, gar içerisinde bulunan bilet ofisinden gidiş geliş 4.5 euro’ya aldığınız tren bileti ile Sintra’ya gitmeniz mümkün, yolculuk yaklaşık 45 dakika sürüyor, tren (daha çok futboldan tanıdığımız) Benfica istasyonuna da uğruyor, Sintra’ya giderken bu semti görme imkanına da kavuşuyorsunuz.

Sintra Portekizli zenginlerin (bizdeki karşılığı 🙂 ) yayla evlerininin bulunduğu bir kasaba, orman içerisinde, burayı meşhur kılan şey ise kasabanın en yüksek tepesine inşa edilmiş olan Pena National Palaca adlı şato, bu şato 1400’ lü yıllarda inşa edilmiş ve muhteşem bir manzaraya sahip, fakat biz bu muhteşem manzarayı sadece fotoğraflardan biliyoruz!!

Niye mi anlatayım, Trenimiz Sintra’ya vardığında yağmur  atıştırmaya başladı, şehir içindeki minik kırmızı turist otobüsleri ve belediye otobüsünü kullanarak zirveye çıkmak mümkün, yürümeyi kesinlikle denemeyin! Turist otobüslerinin fiyatı kişi başı 15 euro civarında, belediye otobüsü ise kişi başı 3.50 euro (aynı bileti dönüşte de kullanabiliyorsunuz) otobüs beklerken şiddetini artıran yağmur, bizim zirveye çıkmamız ile “zirve” yaptı, otobüsten inmemiz ile sırılsıklam olmamız arasında sadece birkaç saniye geçti, aynı otobüs ile tekrar aşağıya inmeye karar verdik, aşağı iner inmez  ilk  gördüğümüz restaurant’a girip içimizi ısıtacak birer içki ve kurulanmak için bir şeyler istedik, yarım saat sonra kendimize anca geldik, açıkçası bu muhteşem kasabanın tadına varamadık, güneşli bir günde, tam bir gününüzü ayırırsanız, ormanı, gösterişli evleri, şatosu ve restaurantlarıyla güzel zaman geçirebilirsiniz diye düşünüyorum.

Lizbon da Ne Yenilir;

Lizbon’un en meşhur yemeği, ızgara’da kızartılarak sunulan sardalya balığı, kötü yanı ise, balıkların içinin temizlenmeden kızartılması, bana pek  uymadı, yeme-içme sektörü bu şehirde çok gelişmiş, garsonlar pazarlama konusunda oldukça yetenekli, yemeğe başlamadan önce masanıza değişik, peynir ve zeytin çeşitleri ve küçük mezeler getiriyorlar, bunların ikram olduğunu düşünmeyin, getirdikleri yiyeceklere el sürmediğinizi gördüklerinde ise, bu ürünleri masadan kaldırıyorlar.

Lizbon’da uyuşturucunun çok yaygın olduğunu okumuştum, bu doğru şehir merkezi içerisinde kalabalık bir alanda, gerçekten bana esrar satmaya çalıştıklarını söyleyeyim.

Yakınlarda Nereye Gidilebilir;

Cascais okyanus kenarında plajı ve restaurantlarıyla güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer, güneşli güzel bir mevsimde Lizbon’da iseniz bir gününüzü Cascais’e ayırın derim.

Özetle; Lizbon güzel vakit geçirebileceğiniz, Avrupa ülkelerinden ve başkentlerinden farklı, deniz ürünlerinin bol bulunduğu, ucuz sayılabilecek, bir turistin bütün beklentilerine cevap verebilen, tarihi dokunun bozulmadığı, kısmen İstanbul’a çok benzeyen yönleri bulunan bir şehir, 3-4 günlük bir süre de kesinlikle sıkılmayacağınız, burada bulunduğunuz her andan keyif alabileceğiniz, yine gelmek isteyeceğiniz bir kent.

Lizbon’da Yapılması Gerekenler;

  1. Baira Alto’da bir akşam yemeği yiyin ve Fado dinleyin (masada bulunan dostlarımla sohbet edeyim demeyin!)
  2. Baixa bölgesini yürüyerek gezin.
  3. Tagus nehri kenarında soluklanın.
  4. 28 no’lu tramvay ile tam bir tur yapın.
  5. Belem kalesini gezin.
  6. Kaşifler Anıtı’nı görün, Portekiz’e gittiğinizin belgesi olarak önünde bir kaç fotoğraf çektirin.
  7. Harika Restaurantlarında cafelerinde, neşeli insanların arasında uzun yemekler yiyin.
  8. Şehrin teraslarından Lizbon’u seyredin.
  9. Alfama semtinde bulunan kaleyi gezin, nehir kenarında bulunan limanda demirli dev cruise gemilerini seyredin.
  10. Eduardo parkının tepesine tırmanın! Ve muhteşem manzaranın keyfini çıkarın.
  11. Harika Porto şaraplarından için ve yanınızda getirin (Portekizliler Porto’ya şarap denmesinden hoşlanmıyorlar, Porto şarap değildir, Porto’dur diyorlar!)
  12. Belem Pastahanesinde “Belem Pastası” yiyin, aynısını yapan başka mekanlar bulunsada, bu mekanı görün ve meşhur nata’sını tadın.
  13. Ginjinha için, ülkenin en sevilen ve bol bol tüketilen likörü.