MACARİSTAN - SLOVAKYA - AVUSTURYA; Budapeşte, Bratislava, Viyana

Gezi Tarihleri; 22.09.2014 – 27.09.2014 MACARİSTAN - SLOVAKYA - AVUSTURYA; Budapeşte, Bratislava, Viyana

 

 

Yağmurlu bir Nisan akşamı Nurşen televizyon seyrediyordu ben de gazetelere ikinci kez göz atıyordum, daha önceki bütün seyahatlerimizi THY miles&miles programı ile yapmıştık, televizyondaki Pegasus reklamı Nurşen’in dikkatini çekti, 49.90 euro dan başlayan fiyatlarla yurt dışına “Uçmayan Kalmasın”  diyorlardı, THY’dan Avrupa ülkelerine miller ile bilet alındığında kişi başı yaklaşık 150 euro  civarında vergi ödediğimizden, reklam spotu dikkatimizi çekti.

Ertesi gün boş bir vaktimde Pegasus’un nerelere uçtuğuna baktım, Budapeşte görmeyi arzu ettiğimiz bir başkent olduğundan Budapeşte gidiş, Viyana dönüş olarak 950 TL ye iki kişi gidiş – dönüş biletimizi İş Bankası Maximiles kredi kartımızda biriken puanlarımızla aldık, yurt dışı uçuşlarında (Avrupa’da) puanlar 1.5 ile çarpıldığından bu bilete iki kişi için sadece 630 Tl’lik puan verdik.

Ucuz uçak bileti satın almanın en kötü yanı aylar sonrasına program yapıyor olmanız,  avantajı ise program ve araştırma için çok vaktinizin olması oluyor.

Biletlerimizi almadan önce Budapeşte ve Viyana için 6 günlük bir program düşünüyorduk, fakat sonradan bir gecede Slovakya’nın Başkenti Bratislava’ya ayırabileceğimizi,  bu sayede bir ülke daha görmüş olacağımız kararına vardık.

Altı gün, Üç Ülke, Üç Başkent.

Önemli Not; Bu destinasyona Prag’da eklenebilir, biz daha önce Prag’a iki kez  gittiğimiz için gitmedik, ayrı bir seyahat ile gitmek sizin için zahmetli ve masraflı olacak ise, bu seyahate Prag için iki gün eklemeli (hatta Karlovy Vary de düşünülürse üç gün) toplam 9 günlük bir seyahat ile dört ülke dört başkent yapılabilir.

Artık tecrübeli bir gezgin olduğumuzdan, yanımıza  kişi başı sadece birer kabin bagajı almayı, havalimanı şehir transferlerinde, taksi dışındaki seçenekleri araştırmayı, kalacağımız otelleri metro istasyonu yakınından seçmeyi öğrenmiş bulunuyoruz:) bu durum, zamandan ve paradan tasarruf imkanı sağlıyor.

MACARİSTAN (Budapeşte)

Pegasus havayolları ile Ankara aktarmalı olarak Budapeşte’ye vardık, Pasaport kontrolünden sorunsuz geçip, döviz bürosundan 50 euro bozdurduk, Macaristan Avrupa Birliği’ne girmiş bir ülke olmasına rağmen kendi para birimini kullanıyor (forint) bizim gittiğimiz tarihte bir euro 300 forint ediyordu, havalimanın da sizi sadece şehire ulaştıracak kadar para bozdurmanızı tavsiye ediyorum, çünkü şehre göre %15-20 daha düşük kur uyguluyorlar, havalimanından çıkar çıkmaz, hemen sol tarafta belediye otobüslerinin durakları var, bilet otobüs şoföründen temin edilebiliyor, ücret 450 forint bu otobüs sizi Kobanya – Kispest tren garına kadar götürüyor, seyahat yaklaşık yarım saat sürüyor, burası aynı zamanda Budapeşte metro hatlarından bir tanesinin de ilk istasyonu, Budapeşte’de tramvaylarda, metrolarda çok sık bilet kontrolü ile karşılaştığımı bu yüzden aman şimdi nereden bilet bulacağım deyip biletsiz seyahat etmemenizi tavsiye ederim. Otelimizin Kalvin ter metro istasyonunda bulunan Mercure Budapest Karona oteldi, dört yıldızlı iki kişilik oda ve kahvaltı için 75 euro ödediğimiz bu otel büyük bir zincire ait, konumu ve kahvaltısının yeterliliği ile düşünülebilecek bir tesis, Kobanya Kispest’ten bindiğimiz metro ile Kalvin ter istasyonuna 15 dakika içerisinde geldik, havalimanı şehir transferi için harcadığımız toplam tutar 6 euro tuttu.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Tuna nehri üzerinde onlarca köprü yer alıyor.)

Otel Budapeşte’de görülmesi gereken  yerlerin bir çoğuna oldukça yakın, şehirde çok sayıda Türk yaşıyor, neredeyse her köşe başında bir dönerci var, bu mekanlarda bulgur pilavından, patlıcan musakkaya kadar bir çok Türk yemeğini bulmak mümkün, otele yerleştikten sonra kendimizi hemen sokağa attık, otelden Tuna nehri yürüyerek 10 dakika mesafedeydi, Tuna nehri üzerinde onlarca köprü mevcut, ikinci dünya savaşında Almanlar bu köprülerin bir çoğunu bombardıman ile yıkmış, fakat savaştan sonra Macarlar aslına uygun olarak yeniden inşa etmişler.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Gellert Oteli – Budapeşte)

 

Otelden ayrıldıktan kısa süre sonra Tuna nehri üzerindeki Szabadsag köprüsüne vardık, her ne kadar bizim türkülerimizde “Tuna nehri akmam diyor” denilse de nehrin debisi oldukça yüksek ve akıyor 🙂 köprüden karşıya geçtiğinizde tarihi Gellert Oteli bulunuyor, Budapeşte kaplıcalarıyla meşhur olmuş bir kent, Osmanlı’nın yüzyıllarca hüküm sürdüğü bu topraklarda Osmanlı  eserleri kaplıcaları ve hamamları bulunuyor, Gellert Oteli’nin  (burası aynı zamanda bir kaplıca) arka bahçesinde oldukça büyük sayılabilecek bir havuz var, otelin karşısında bir mağara kilise mevcut, giriş paralı, ücret 600 forint daha önce görmediğimiz bir şey olduğundan biz girdik, kararı size bırakıyorum, bir şehri anlamanın, sindirmenin en güzel yolunun, yürümek olduğunu düşündüğümden Budapeşte’de bol bol yürüdük, şehir de görülmesi gereken yerler birbirine çok yakın, Tuna nehri şehri ikiye ayırıyor, bizim otelimizin bulunduğu Peşte tarafı daha modern ve yeni konutların bulunduğu bölüm, Buda tarafında ise görülecek oldukça önemli yerler mevcut, Gellert otelinden yürüyerek önce Gellert tepesine çıkıyorsunuz, buraya otobüs ile de çıkmak mümkün, oldukça yorucu bir tırmanış ile tepeye çıktığınızda, Peşte tarafı ve Tuna nehri tüm güzelliği ile karşınıza çıkıyor, burada bir özgürlük anıtı bulunuyor, Gellert tepesinden aşağıya inerken Elizabet köprüsüne bakan Gellert anıtı ile karşılaşıyorsunuz, burada elinde incili ile rahip Gellert anısına bir heykel inşa edilmiş, bu rahip hiristiyanlığı yaydığı gerekçesi ile bir fıçı içerisine konularak Tuna nehrine atılmış, buradan kısa bir yürüyüş ile kale bölgesine varılıyor, kaleye füniküler ile de çıkılabiliyor, Füniküler sizi doğrudan kraliyet sarayına çıkarıyor, saray günümüzde müze olarak hizmet veriyor ve Budapeşte’ye gelen turistlerin neredeyse tamamı burayı ziyaret ediyor, içeride görülmeye değer eserlerin olduğunu düşünüyorum, saraydan çıktıktan sonra kalabalığı takip ederek tepedeki düz bir yoldan (Peşte’yi ve Tuna’yı seyrederek) Balıkçılar Burcuna gitmelisiniz, oldukça ilginç, restore edilmiş tarihi bir yapı, Balıkçılar Burcundan Parlamento Binası çok ihtişamlı gözüküyor, artık akşam olmak  üzere olduğundan tepeden aşağı inerek Elizabet  köprüsünden karşıya geçtik ve “Szimpla Kert” adlı mekana gittik, burası her yerde göremeyeceğiniz türden bir bar, ortalık eski fakat ilginç objeler ile  dolu, sabaha kadar açık  Elizabet köprüsünden yukarı doğru yürüdüğünüzde 15 dakikalık bir mesafede bulunuyor, Budapeşte’ye gidip de bu barı görmeden dönmeyin derim (Adres; Kazincy u. 14 1075)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Szimpla Kert)

Budapeşte genel manada ucuz bir şehir, cafe kültürü  yaygın gençler eğlenceyi seviyorlar ve mekanlar hareketli, Biz 22 Eylül’de Budapeşte’ye gittiğimizde hava oldukça sert ve soğuktu, güneşin kaybolduğunda üşüdük diyebilirim, bu yüzden tedbirli olmakta yarar var.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Budapeşte Parlamento Binası)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Karşı kıyıda tepede, Ulusal Müze ve Balıkçılar Burcu gözüküyor.)

 

İkinci gün sabah erken kalkıp Parlamento Binası’na gittik, burası Londra Parlamento binasına çok benzeyen  muhteşem bir yapı, bir bölümünü müze olarak düzenlemişler, bu bölüm ziyaret edilebiliyor, ziyaretçi sayısına göre randevu sistemi uygulanıyor, biz gittiğimizde iki saat sonrasına bilet bulabildik, internetten bilet alıp gitmekte yarar var, Parlamento binasını sadece rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça bilen rehberlerin olduğunu ve grupların buna göre oluşturulduğunu söylemek isterim, iki saat sonrasına bilet alınca Parlamento binasından Elizabet köprüsüne doğru nehir kenarından bir yürüyüş yaptık, nehir kenarında ikinci dünya savaşında katledilen Yahudiler anısına onlarca ayakkabıdan oluşan bir alan var, İkinci  Dünya savaşında bir çok yahudi macar kafasına tek bir kurşun sıkılarak Tuna nehrine atılmış, gördüğünüz kadın ve çocuk ayakkabıları (heykelleri) savaşın rezilliğini, acısını hissetmenize ve düşündüğünüzden daha çok hüzünlenmenize yol  açacak. Nazilerin ikinci dünya savaşında 600.000 yahudi Macarı katlettiklerini hatırlatayım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Metin de bahsettiğim, Hitler faşizminin zulmüne uğrayıp hayatını yitiren insanların anısına yapılan, Tuna nehri kıyısında ki anıt, benim deyimimle  “hüzünlü ayakkabılar” )

 

Parlamento binası içerisinde Macaristan İmparatorluk tacı da sergileniyor. Yapıldığı tarihte özel bir havalandırma sistemi ile inşa edilmiş, anlayacağınız doğal bir klima sistemine sahip, 1 saatlik bir tur ile bu muhteşem binayı gezip, soluğu Vaci Utca caddesinde aldık, burası Budapeşte’nin en hareketli yeri (İstiklal Caddesi yani) bizim burada bulunduğumuz günde bir panayır alanı ile karşılaştık, stantlar da yemek ve içki satışı yapılıyordu, aldığımız yiyecek ve içeceklerle oturma alanına kurulduk, iki kişilik bir grup harika şarkılar söyledi, neredeyse 1.5-2 saatimizi burada müzik dinleyerek, dinlenerek ve içerek geçirdik, Vaci Utca oldukça uzun, trafiğe kapalı bir cadde, cadde boyunca  mağazalar, cafeler, restaurantlar ve hediyelik ürünlerin satıldığı onlarca mağaza bulunuyor.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Bu anıtta, dibi delik destiler ile, su taşımakla cezalandırılan bir suçlu anlatılıyor)

Otelimizin bulunduğu Kalvin ter istasyonunda otelin hemen karşısında Ulusal Müze bulunuyordu, biz zaman problemi yüzünden gidemedik, Budapeşte’de mutlaka yapılması gereken bir şey de tekne turu, bazı teknelerde Türkçe rehberlik hizmeti bulunuyor, Budapeşte  Avrupa’nın en iyi ışıklandırılmış kenti seçilmiş bir şehir, bu yüzden yapacağınız tekne turunu gece yapmanızı, Türkçe rehberlik bulunan bir tekne seçmenizi ve pazarlık yapmanızı tavsiye ederim. Tur yaklaşık bir saat sürüyor, tur sonunda Budapeşte’nin bu ödülü boşa almadığını düşüneceksiniz.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Budapeşte tarihi yapıların – dokunun çok iyi korunduğu bir şehir, bir İmparatorluğun başkenti olduğunu size hissettiriyor.)

 

Budapeşte için şunları söyleyebilirim; Tarihi eserleri, Kraliyet Sarayı, Parlamento binası, Tuna nehrini süsleyen muhteşem köprüleri ve gösterişli yapıları ile en az  iki tam gün ayrılması gereken harika bir başkent, seyahatinizi yaz aylarına denk getirdiyseniz, sokaklarında dolaşmaktan, cafelerin de oturmaktan büyük keyif alacaksınız, ulaşım sistemi son derece yeterli ve medeni, dört tane metro ve  oldukça yaygın bir tramvay hattına sahip, Türkiye ile karşılaştırıldığında son derece ucuz, görülmesi gereken bir kent diyebilirim.

BUDAPEŞTE’de görülmesi gereken yerleri sıralayacak olursak.

  1. Margrit Köprüsü
  2. Elizabet Köprüsü
  3. Gellert Hoteli ve Kaplıcası
  4. Magara Kilise
  5. Kale Bölgesi ve Kraliyet Sarayı
  6. Balıkçılar Burcu
  7. Parlamento Binası
  8. Tekne ile Tuna nehri turu (kesinlikle akşam yapın)
  9. Szimpla Kert
  10. Vaci Utca

 

Üçüncü gün bizim için bir sürpriz ile başladı, internet üzerinden Bratislava’ya Orengaways adlı firmadan otobüs bileti almıştım, cep telefonuma gelen mesajda otobüsün hareket saati teknik bir nedenle!!! Bir saat öne alındı diyordu, Allahtan otel bir metro istasyonu üzerinde bulunuyordu, hemen kahvaltıya indik ama kahvaltı yapacak zaman yoktu, bizde kendimize birer sandviç hazırlayıp, bir kaç da meyve alarak otelin altındaki metro durağını kullanarak, hat değiştirmeye gerek duymadan Nepliget metro istasyonuna gittik, burası aynı zamanda Budapeşte kentinin otobüs terminali ve stadyumunun da bulunduğu bir alan, otobüs biletimizin üzerinde kalkış istasyonu olarak Grupama Arena Nepliget yazıyordu, ilk başta bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştım, fakat metrodan çıktıktan sonra otobüs terminalinin hemen yanında yeni inşa edilmiş bir stadyum olduğunu gördük, stadyumun önünde metalden inşa edilmiş dev bir kartalın bulunduğunu da söyleyelim (Beşiktaş’lı dostlara selam olsun), Avrupa’da bir çok ülkede otobüs bizdeki kadar yaygın değil ve otobüs firmalarının şehrin değişik yerlerinde hareket noktaları var, stadın önünde bekleyen bir kaç kişinin olduğunu görmesek, otobüse bineceğimiz yeri bulmamız çok zordu, kalkış saatine bir kaç dakika kala otobüsümüz geldi üzerinde Prag yazıyordu, şoföre biletimizi gösterdiğimizde evet sizin otobüsünüz bu dedi, anlaşılan bindiğimiz otobüs önce Slovakya’nın başkenti Bratislava’ya oradan da Prag’a gidiyordu.

Üç buçuk saatlik güzel bir yolculuğunun ardından yeni bir ülkeye, başkente merhaba dedik.

 

BRATİSLAVA;

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Bratislava’da bir turist için en ilginç şey bu heykeller denilebilir)

 

Çek Cumhuriyeti ve Slovak’ya kadife devriminden sonra medeni bir şekilde ayrılmışlar, Bratislava Avrupa’nın en temiz su kaynaklarına sahip ülkesiymiş, musluklardan akan suyu gönül rahatlılığıyla içebilirsiniz yani, Budapeşte – Bratislava arası üç buçuk saat sürüyor, Bratislava dünyada iki başkente sınırı olan tek şehirmiş, Budapeşte’ye ve Viyana’ya, artık öğrendiğiniz üzere, önce internet üzerinden Bratislava otobüs terminalinin yerini buldum ve Booking.com dan terminale yakın mesafede bulunan Apollo oteli ayarladım, otel, dört yıldızlı son derece temiz, rahat ve ucuz bir tesis, iki kişilik oda kahvaltı fiyatı bizim gittiğimiz dönemde, 80 euro civarındaydı, bu ücreti kesinlikle hak ediyor, fiyat-kalite dengesi göz önüne alındığında ucuz bir otel diyebilirim, otelin bir de gurme restaurantı ve tuz mağarası mevcut, tek kötü yanı tarihi şehir merkezine biraz uzak, fakat bu da fazlaca bir sorun teşkil etmiyor, çünkü otelin hemen önünde bir otobüs durağı ve durakta da bir bilet otomatı vardı, 4.5 euro karşılığında iki tane 24 saatlik bilet aldık, resepsiyondaki görevli odalarımızın hazır olmadığını söyleyince valizlerimizi otelin emanetine bırakarak, elimize resepsiyon görevlisinden aldığımız city map ile, otobüs ile 10-15  dakikalık bir seyahatle Bratislava’nın Old Town’nı na vardık, Bratislava mutlaka görülmesi gereken bir yer mi bu tartışılır, zaten kesinlikle bir tam günden fazla zaman ayırmamak gerekli, şehir Tuna nehri kıyısına inşa edilmiş, tarihi merkez bir kaç saat içerisinde geziliyor, burada çok şık cafeler ve restaurantlar mevcut, Bratislava’ya vardığımızda ışıl ışıl güneşli bir hava ile karşılaştık, koyun peyniri ve patates ile yapılan meşhur yemeklerinden tattık, oldukça başarılı ve lezzetli, yapılacak fazlaca bir şey yok, otobüs ile kaleye çıkıp, Tuna nehrini ve şehri seyredebilirsiniz, nehrin karşı tarafında komünizm zamanından kalma konutlar bulunuyor, nehri ticari olarak oldukça iyi kullanıyorlar, sürekli yük taşıyan gemilere rastlıyorsunuz, tarihi merkezin içerisine girerken bir kale kapısı sizi karşılıyor, bu şehrin en ilginç özelliği tarihi merkez içerisinde bulunan heykeller, her heykelin etrafında fotoğraf çektirmek için bekleyen onlarca turist bulunuyor, heykeller içerisinde en meşhur olanı bir logar kapağından başını uzatıp meraklı gözlerle size bakan “Cumil”, Bratislava’nın ilginç yapılarından biri de, Tuna nehri üzerindeki Most SNP köprüsü, köprünün camekanlı bölümünde bir restaurant hizmet veriyor ve üzerinde küçük bir seyir terası da bulunuyor, SNP “Slovak Ulusunun Başkaldırısı” sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmaymış, Bratislava’nın bir diğer önemli yeri de Hviezdoslavovo Namestie’nin bir parçası olan gezinti yolu, burası kentteki çocukların ve yetişkinlerin gezdikleri bir alan. Tarihi merkezin hemen yanında başkanlık sarayı bulunuyor, önünde sembolik olarak, ulusal üniformalarıyla nöbet tutan askerler ilginç bir görüntü oluşturuyorlar.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Sade, küçük, gösterişsiz “Slovakya Başkanlık Sarayı”)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Metinde bahsettiğim, Koyun peyniri ve patates ile yapılan, Slovakya’ya özgü bir yemek, adını unuttum özür:) )

Akşam üzeri otele gidip biraz dinlendikten sonra nasıl olsa günlük biletimiz var diyerek, otobüs durağına gittik, otelin önündeki otobüs durağından geçen iki otobüs vardı, birisine tarihi şehir merkezine gittiğimiz için binmiştik, diğer numaralı otobüse binerek  rastgele bir şehir turu yapalım istedik, otobüs her duraktan gençleri alarak neredeyse tıklım tıklım dolduğunda (gündüz olsa bir Üniversiteye gittiğini düşünecektim) açıkçası şaşırdık, Most SNP üzerinden Tuna nehrinin karşı kıyısına geçtik, son durağa geldiğimizde Bratislava için oldukça büyük sayılabilecek bir AVM’ye geldiğimizi fark ettik, bizim için güzel bir sürpriz oldu AVM içerisindeki marketten otelde akşam içmek için değişik bir kaç küçük içki alıp, orada bulunan Food Court’da karnımızı doyurduk ve aynı otobüs ile otele döndük, Bratislava bir günlüğüne ziyaret edilebilecek bir şehir, daha fazlası ise sıkıcı ve gereksiz olur diye düşünüyorum.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Ülkenin en ün kişisi “Cumil)

BRATİSLAVA’da Görülmesi Gereken Yerler;

  1. Başkanlık Sarayı (hemen arka tarafında bulunan geniş parkı da bir gezin derim)
  2. Old Town (tertemiz pırıl pırıl bir yer, tarihi doku hiç bozulmamış)
  3. Kale (veya Bratislava Şatosu diye de adlandırılıyor)
  4. Old Town içerisinde bulunan Paparazzi, Kanalizasyon işçisi gibi ilginç heykeller. “Cumil” neredeyse ülkenin sembolü olmuş bir şahsiyet. (Belki de sunabilecekleri çok bir şey olmadığından)

 

Bratislava’dan Viyana’da Gidiş;

Bratislava’dan Viyana’ya Tuna nehri üzerinden gidip gelen teknelerle de seyahat etmek mümkün,  karayoluna göre daha uzun süren bu yolculuk için SNP köprüsünün yakınında bulunan iskeleyi kullanabilirsiniz, Bratislava’dan Viyana otobüs ile 75 dakika sürüyor, bilet fiyatı 7 euro, bileti internet üzerinden Eurolines adlı şirketten alabilirsiniz, bizim otobüs firması otobüs terminalinden hareket etmediğinden sabah otele çağırdığımız taksi ile Most SNP’nin altına gittik, zaten kaşık kadar bir şehir olduğundan taksi sadece 3.5 euro tuttu, (bu arada otelin kapısına gelen taksi değil bir shuttle’dı, araç ise siyah son model bir mercedes’ti!

 

VİYANA;

Slovakya’nın Başkenti Bratislava’dan, Avusturya’nın Başkenti Viyana’ya 1 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından vardık.

Bu şehri dolu dolu gezmek için iki tam günümüz var, bu seyahat boyunca bütün otelleri, metro ve otobüs terminali yakınından ayarlamış olmak bize büyük avantaj kazandırdı, Viyana Otobüs terminali “Erdberg” istasyonunda (burası aynı zamanda Viyana U 3 metro hattının da durağı) Otobüsten iner inmez hemen metro istasyonuna geçtik, bilet otomatından 48 saatlik iki adet bilet alıp, metro girişinde bulunan makinelerin birinden biletimizi aktif hale getirdik, Viyana’da tek kullanımlık bilet, 2.10, 48 saatlik bilet 13.50, 72 saatlik bilet ise 16.50 euro, bunların dışında birde haftalık bilet mevcut, U 3 hattıyla Erderg istasyonundan metroya binip 11 istasyon sonra Westbahnhof’da indik, burası aynı zamanda Viyana’da bulunan iki ana tren istasyonundan birisine de ev sahipliği yapıyor, ulaşım açısından harika bir noktada bulunuyor, (iki metro hattı, tramvay durakları, ana tren istasyonu, hava limanı-şehir merkezi arasında transfer sağlayan otobüsler hepsi bir arada) metro istasyonunun bir üst katında alışveriş merkezi ve bir süpermarket’de mevcut, Metro istasyonundan çıktığımızda otelimiz hemen  karşımızda duruyordu, Motel One Wien Westbahnhof (Booking.com üzerinden rezervasyon yapmıştım) bu otel gezgin turistler için harika bir seçim, (sebebini biraz önce açıkladım) ücret iki kişi OK günlük 80 euro, odalar küçük ama çok kullanışlı, içleri yeni ve kahvaltı oldukça yeterli (ee daha ne olsun), resepsiyon önünde sıramızı beklerken, resepsiyon görevlilerinden biri (adının Bülent olduğunu daha sonra öğrendik) elimizdeki Türk Pasaportlarına bakarak abiciğim hoş geldiniz dedi, bu duruma ilk başta şaşırdıysak da bir kaç saat içerisinde karşılaştığımız her on kişiden en az birinin Türk olduğunu anlayıp, duruma kısa sürede alıştık, sıkı durun; Viyana’da 300.000 Türk ikamet ediyormuş!! Otele giriş yapmak için saat henüz erkendi ve oda hazır değildi, valizlerimizi otelin emanet odasına bırakarak, Bülent’ten 10 dakikalık bir rehberlik hizmeti aldık (ve bir de city map) ilk istikamet otelin önünden geçen tramvaylardan birisi ile Schonbrunn Sarayı oldu, burası Viyana Kraliyet ailesinin yazlık sarayı olarak inşa edilmiş, 1400 odası bulunan bu saray (bizim Ak Saray’ın oda sayısı buradan mı örnek alındı acaba:) hali hazırda müze olarak hizmet veriyor, Sarayın küçük bir bölümü halka açık Türkçe Rehberlik (kulaklık veriyorlar) sarayın odalarını gezmeyi kolaylaştırıyor ve daha keyifli hale getiriyor, bilet gişesi önünde yoğun bir kalabalık olduğundan biz biletlerimizi otomattan kredi kartı ile aldık, küçük tur 28 odayı kapsıyor bilet fiyatı 8.50 euro, büyük tur ise 18 euro, müzeye yoğun ilgi olduğundan bir buçuk saat sonrasına anca bilet bulabildik, önerim rezervasyon yaptırıp internetten bilet alarak gitmeniz, ilk başta bu bir buçuk saatlik süreyi nasıl geçireceğimizi düşündüysek de, sarayın muhteşem arka bahçesine çıktığımızda, zihnimizdeki bu düşünce hemen dağıldı, zira bu muhteşem bahçeyi 1.5 saat de gezmek neredeyse imkansızdı. Sarayın arka bahçesinde tepede Zafer Takı var, adı “Gloriette” burada küçük de bir cafe bulunuyor, takın üzerine çıkmak ayrıca bir bilet gerektiriyor (bence şart değil) burası nispeten yüksek bir tepe olduğundan Viyana’yı kısmen seyredebiliyorsunuz. Müzenin içerisi ise oldukça ilginç görülmesi gerekir diyorum.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Schönbrunn Sarayı’nı ön cephesi, alttaki resimde ise, arka bahçesi yer alıyor, sarayın arka bahçesinin peyzaj düzenlemesi kesinlikle görülmeyi hak ediyor.)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Schonbrunn Sarayı’nı gezdikten sonra önce Metro ardından da D no’lu tramvay’ı kullanarak Belvedere Sarayı’na gittik.

 

Belvedere Sarayı; Osmanlı’ya karşı Viyana kuşatmasındaki büyük başarısı nedeniyle Evgen Savoy’a hediye edilmiş, sanat düşkünü olan bu komutan Belgrad’ı ele geçirdikten sonra elde ettiği ganimeti sanat eserlerine yatırmış bu yüzden saray muhteşem eserlere ev sahipliği yapıyor. Gustav Klimt’in bir çok eserini görmek mümkün, bilinen en ünlü eseri “öpücük” de burada sergileniyor, bu resim Viyana ile özdeşleşmiş zira şehrin her yanında bu tablonun hediyeliklerini göreceksiniz. (Bu arada saraya giriş 13 euro) Belvedere Sarayı’nın da Viyana’yı kısmen seyredebileceğiniz muhteşem bir bahçesi var, bu adamlar Peyzaj işini biliyor, yüksek bir alandan bakıldığında çiçekler ve çimen binlerce metrakarelik bir halı gibi gözüküyor. (sırf bu yüzden Viyana’ya mutlaka bahar aylarında veya yazın gitmek gerektiğini düşünüyorum)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Belvedere Sarayı- Sert rüzgar saçı-başı dağıtmış:) )

Belvedere Sarayı’nı gezdikten sonra saat neredeyse 16.00 olmuştu, Viyana’nın en meşhur yemeği olan Şinitzel’i yemek için, Figlmüller’in yolunu tuttuk, (Adres; Wollzeile 5) buranın iki adet şubesi var, birbirine yok yakın, Şinitzeller domuz ve tavuk olarak sunuluyor, rezervasyon gerekli, zira biz tarihi yerine gittiğimizde 15 dakika sıra bekledik, servis son derece hızlı, (yesin de gitsin diye:) ) masaya gelen Şinitzel ise 30 cm çapında iştahlı bir insanın bitiremeyeceği kadar büyük, önerim iki kişi için bir porsiyon sipariş edilmesi, bu restaurant’da şinitzel yanında mutlaka patates salatası da sipariş edin, harika bir sos ile sunuluyor. Figlmüller, Aziz Stefan Katedrali’nin 300 metre uzağında katedral şehrin merkezinde “Stephansplatz” metro istasyonunda, iki şinitzel (her biri 13.50 euro) bir patates salatası ve iki kadeh şarap için 44 euro ödedik, değer mi? Evet değer.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(İkinci Dünya Savaşı’nda Ölen Askerlerin Anısına Yapılan “Meçhul Asker” anıtı)

 

Aziz Stefan Katedrali şehrin tarihi bölgesinde, bu bölge dar ve kıvrımlı sokaklardan oluştuğundan tramvay işlemiyor, bizdeki dolmuşlara benzeyen küçük belediye otobüsleri çalışıyor, ama bence bu bölge yürüyerek gezilmeli, katedralin çinilerle kaplı çatısı ve görkemli yapısı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor, hemen karşısında Do&Co’ya ait bir otel ve restaurant mevcut (Do&Co’yu THY’den biliyoruz), buraya yürüme mesafesinde Graben Caddesi üzerinde Barok tarzda inşa edilmiş bir veba sütunu var, çok gösterişli bir anıt (1679 yılında şehir vebadan kırılmış, bu anıt bunun anısına dikilmiş), yemeğin üzerine bir tatlı gerekir diyerek hemen Demel Pastahanesinin yolunu tutuyoruz, Demel Viyana Sarayı’nın pastacısı olan (Pastahanenin girişinde sarayın armasını göreceksiniz) bir işletme (Adres; Kohlmarkt 14) Hofburg Sarayı’nın arka giriş kapısına (bu alanda faytonları göreceksiniz) 100 metre mesafede, buranın düğün pastaları ve bir de Strudel’i çok meşhurmuş, pastalar genellikle 6-7 euro, tarihi bir mekan, küçük küçük odaları var, biz gittiğimizde cam bölmenin ardında büyükçe bir düğün pastası yapılıyordu, özel-tarihi bu mekanı görmeli ve mutlaka bir Strudel yemeli diyorum.

 

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Göz Alıcı heykelleri ve dış cephesiyle, Avusturya Parlamento Binası

 

Artık günü bitirmiştik ve otele dönüp biraz dinlenelim istedik, bu şehir de muhteşem bir ulaşım altyapısı mevcut, bundan daha iyisinin olabileceğini düşünemiyorum, altı adet metro ve her metro istasyonun önünde bir kaç tramvay  hattı, neredeyse her sokağa toplu taşım aracı ile ulaşmak mümkün.

Otelde bir iki saat dinlendik, daha sonra, metro istasyonu girişindeki Türk dönerciye, Viyana’lıların akşamları nerelere takıldıklarını sorduk, genç arkadaş (akşama kadar döner kesmekten olsa gerek) yaaa abi ne yapacaksın pub’ı – bar’ı, git oteline yat dedi, sağol kardeşim sen yol tarif et deyince, oda bizi Hard Rock cafe’ye gönderdi.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Mozart Çikolatası, Viyana dan sevdiklerinize getirebileceğiniz güzel bir hediye)

İkinci gün oteldeki kahvaltı’nın ardından Hofburg Sarayı’nı gezmeye gittik, bu saray Habsburg Hanedanının kışlık sarayı, internetten alınan tek bir bilet ile İmparatorluk Sarayı, Sisi Müzesi ve Gümüş Koleksiyonu görülebilir, bilet fiyatı 11.50 euro, ardından Hofburg Sarayı’na yürüme mesafesinde bulunan Belediye binasına gittik, Belediye binasının hemen altında Parlamento binası, karşısında da Burgtheather (tiyatro binasını) göreceksiniz, Belediye binası uzun kuleleriyle çok gösterişli bir yapı, bu kulelerin en uzunu aynı zamanda bir “saat kulesi” Belediye binasının önündeki geniş alanda yerel bira ve şarap üreticilerinin sunum ve satış yaptığı standlar dikkatimizi çekti, o yılın mahsülü ile yapılmış şaraplarını (kırmızısını, rose’unu, beyaz’ını) hemen oracıkta test ettik, yoğun meyve aromalı, bulanık ve enfestiler. (kadehi iade edip 2 euro depoziti geri almayı unutmadık)

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Habsburg Sarayı göz alıcı heykeller ile süslü)

 

Hunterwasser; Avusturya’nın Gaudi’si olan bu ilginç mimarın inşa ettiği evleri mutlaka görmelisiniz, 1 no’lu tramvay ile Hetzgasse durağında inin, kalabalık sizi dakikalarca seyredeceğiniz yapının önüne götürecek, hemen karşısında hediyelik ürünlerin satıldığı bir bina da var, burayı gezmeyi de ihmal etmeyin.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

(Hunterwasser – Viyana)

 

Cafe Sacher; Burası “Çikolatalı Pasta”nın dünya da ilk yapıldığı pastahaneymiş, sipariş vererek kargo ile (tahta kutular içerisinde) sevdiklerinize pasta gönderebiliyorsunuz, tabii yoğun bir kalabalık var, garsonlar sıkı bir eğitimden geçirilmiş, burada pastalarımızı yeyip, (biz iki değişik pasta siparişi verip paylaştık) birer de “Melange” içtik, bu kahve Viyana’da çok yaygın, yumuşak bir içimi var, bol köpüklü ve lezzetli, iki kahve ve iki pasta için 22 euro ödedik ve görevi tamamladık.

Viyana’da “Mariahilfer Strabe” adlı bir cadde var, burası bir kaç kilometre boyunca uzanan trafiğe kapalı, mağazaların yoğun olarak bulunduğu bir yer, alışveriş yapmak için düşünülebilir. Westbahnhof’dan başlayan cadde Museumsquarter’a kadar uzanıyor.

Viyana, mağazalar ve alışveriş demişken, kentin en meşhur caddesinin “Kartner Strasse” olduğunu da ekleyelim. Kartner Strasse şehrin ana alışveriş noktası, bu caddenin sonunda Opera binasıyla karşılaşıyorsunuz.

Viyana’da, Metro ile ulaşımın sağlandığı, Tuna nehri üzerinde devasa bir ada bulunuyor, burası kentte yaşayan insanların soluklandıkları, boş zamanlarını geçirdikleri oldukça büyük bir park, biz neredeyse akşam karanlığına kaldığımızdan ve yağmur atıştırdığından çok gezemedik, fırsatınız ve zamanınız varsa değerlendirilebilir.

İki günde bu muhteşem kenti gezmek, bu muhteşem kente doymak imkansız, tarih ve sanatla bilinen bu kent, bir turist olarak kendisiyle tanışmaya gelen insanlara çok şey sunuyor, içerisinde kıymetli eserlerde bulunan muhteşem saraylar, devasa parklar, yemyeşil sokaklar, medeni araçlar, hem gözünüze hem damağınıza hitap eden muhteşem lezzetler, ne olur ilk fırsatta tekrar görüşelim Viyana.

Viyana’da Yapılması Gereken 10 şey;

  1. Schonbrunn Sarayı ve bahçesi mutlaka görülmeli, üşenilmeden Zafer Takı’nın bulunduğu tepeye kadar çıkılmalı!
  2. Belvedere Sarayı ve bahçesi mutlaka görülmeli.
  3. Aziz Stefan Katedrali
  4. Hunterwasser bu ilginç mimarın evleri hoş hoşunuza gidecek.
  5. Demel Pastahanesi (özellikle ekşi elma ile yapılan Strudel’e bayılacaksınız.
  6. Cafe Sacher’de çikolatalı pasta (Viyana’nın olmaz ise olmazı)
  7. Figlmüller; (Viyana denilince akla gelen ilk yemek, Şinitzelin en meşhur mekanı)
  8. Şehrin ana alışveriş noktası Kartnerstrasse ve Mariahilfer Strabe’ye zaman ayrılmalı.
  9. Şehrin her tarafında şubeleri olan (Törkiş) Türk Döneri yenilmeli, çok lezzetli!
  10. Graben Caddesinde bulunan etkileyici “Veba Sütunu” görülmeli.