KUZEY İSPANYA; Santander - Bilbao - San Sebastian

Kuzey İspanya; Santander - Bilbao - San Sebastian

KUZEY İSPANYA  (Bask Bölgesi)

Santander – Bilbao – San Sebastian

2016 Mayıs ayında biten Shengen vizemizin ardından bir suskunluğa girmiştik, Eylül ayında yeniden çok giriş-çıkışlı uzun süreli bir vize için müracaat ettik ve sonuç olumlu çıktı.

Eee tabi vizeyi almamızın ardından da dert ve kaşıntı başladı, nereye gidelim. (Allah böyle dert versin mi dediniz!)

Türk Hava Yollarında çalışan arkadaşım, Barış (kendisi Beşiktaşlıdır) bir Galatasaray-Beşiktaş maçında beraber maç izlemek için ziyaretimize gelmişti, maçın devre arasında vizelerimizi yenilediğimizi söyleyince hadi o zaman dedi.

İmkanlarımızın sınırlı olması nedeniyle artık ikinci bir kez aynı yere gitmemeye karar verdiğimden, daha önce görmediğimiz, farklı nereye gidebiliriz konulu “tartışma” başladı, ben Valencia-Malaga Endülüs bölgesi dedim, Barış ise bırak oraları, Kuzey İspanya’ya gidelim fikrini ortaya attı ve BJK-GS maçının devre arasında yeni seyahat programı ortaya çıktı.

Barış’ın Pas bileti olması bizim de kredi kartı milleri ile bilet kestirecek olmamızdan dolayı, THY’nın nereye uçtuğunu araştırdığımız da, bu bölge için tek seçeneğin Bilbao olduğunu fark ettik. Bu arada biletlerimizi kestirme aşamasında THY’nin Bilbao-Ankara gidiş-dönüş biletinin Lufthansa’ya göre (bu bilette tek aktarmaydı) iki kat daha pahalı olduğunu fark ettik. Şöyle ki; Lufthansa Ankara-Münih-Bilbao gidiş dönüş biletini 810 TL ye satarken, THY Ankara-İstanbul-Bilbao biletini 1490 Tl ye satıyordu.

Gezmeyi düşündüğümüz coğrafyanın  (şehirlerin) dağınık olması nedeniyle araba kiralamaya karar verdik. Ve programı şu şekilde netleştirdik.

19 Ekim Ankara’dan çıkış, Bilbao’ya varış, gezinin Batı’da bulunan en uç noktası konumundaki Santander’e geçiş, ardından, Santander’e yakın olan Comillas ve Santillana del Mar adlı kasabaları gezdikten sonra, Bilbao’ya hareket, üçüncü gün Bilbao, günün sonunda San Sebastian’a hareket ardından da San Sebastian ve küçük köyleri dolaşarak beşinci gün akşamüzeri eve dönüş şeklinde.

SANTANDER;

19 Ekim sabahı Ankara’dan İstanbul’a oradan da Bilbao’ya uçtuk, uzun ve yorucu bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim, İstanbul’dan Bilbao’ya dört saatlik bir uçuş süresinin ardından varılabiliyor.  Ankara’da evden sabah 07.20’de çıktık ve Bilbao’ya yerel saatle ile 17.00 de indik, Barış internet üzerinden Budget firmasından bir araç kiralamıştı, Alfa Romeo Gulietta marka araç için dört günlüğüne 120 Euro ödedik. Araç kiralama şirketi, ilk önce bize Audi 4 vermek istedi kabul etmedik (çünkü 180 euro fark talep ettiler) ardından başınıza ne gelirse gelsin, isterseniz araba ortadan kaybolsun anahtarı bırak ve git kapsamında bir sigorta paketi içinde 210 euro talep ettiler, nazikçe bunu da reddettik. Onlarda bunun üzerine ellerinde olan aracı Seat Altea’nın anahtarı bize uzattılar. (Zaten bildiğiniz üzere araç kiralama şirketleri, herhangi bir modeli size sunarken, illaki bir markayı değil o kapsamdaki, sınıftaki bir aracı satıyorlar.

1

Santander kalesinin bulunduğu yarımada içerisinde güzel bir park bulunuyor.

 

Barış cep telefonu navigasyonunu aktif hale getirdi ve yola koyulduk, Bilbao-Santander arası  110 km’lik bir mesafe, yol oldukça konforlu, Santander’e vardığımızda, sessiz, ıssız, sakin bir şehir ile karşılaştık, sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Santander aslında görülmeye değer bir şehir değil, yanlış anlaşılmak istemem, son derece temiz, düzenli, okyanus kıyısındaki bu kent yaşanılası bir yer, fakat bir turist için cazip olan hiçbir şeyi barındırmıyor. Fakat ertesi gün Santander’in batısında bulunan Comillas ve Santillana del Mar adlı kasabalara gittik ki, buralar özellikle Santillana del Mar mutlaka ama mutlaka gidilmesi gereken bir kasaba.

Santander’de “Suites Hotel Sercotel Palacio del Mar” otelde kaldık, eski ama temiz ve son derece büyük odalara (suitlere) sahip, 60-70 metrekarelik bir odaya iki kişi için 45 euro ücret ödedik (kahvaltı ise 13 euroya ayrıca sunuluyor). Otel şehrin spor kompleksinin yanı başında, merkezin biraz dışında bulunuyor, aracınız varsa bu pek sorun değil, zira Santander’in toplam nüfusu 175.000 civarında.

Santander’e varmamızın ardından otele yerleştik, gün neredeyse sona ermek üzere olduğundan, şehir merkezine gidip biraz dolaştık, daha sonra da Burger King’e giderek (Barış’ın yoğun eleştirilerini göze alarak) bir şeyler yedik, marketten birkaç bira alıp odanın yolunu tuttuk. Ertesi gün ise kahvaltının ardından haydi tatil başladı sloganıyla, Santander’i turladık.

Santander’de Ne Yapılır;

Neredeyse hiçbir şey, okyanus kenarında limana yakın restaurantların bulunduğu bölge güzel, burada bir şeyler içip keyif yapabilirsiniz. Limandan sola doğru gidildiğinde bir yarım ada üzerine inşa edilmiş kaleye varılıyor, burada okyanustan su pompalanan büyük doğal havuzlara ve bu havuzların içerisindeki fok balıklarına, deniz kızı heykeline ve eski tip ahşap gemilere rastlayacaksınız. Kale dediğim yer aslında son derece gösterişli, bakımlı bir şato, burası aynı zamanda aktif bir tesis, bahçesi çok güzel düzenlenmiş bu kalenin (şatonun-tesisin) adı; Palacio de la Magdalena bu alan aynı zamanda (Kuzey İspanya’nın tamamında rastladığımız gibi) konuklarına harika bir Atlantik Okyanusu manzarası sunuyor. Solda yaklaşık 8-10 km ileride ise büyük bir deniz feneri gözüküyor, biz ilginç olduğunu düşünmediğimizden Santander’den ayrılarak Comillas kasabasına doğru yola koyulduk. Comillas-Santander arası yaklaşık 40 km’lik bir mesafe, Comillas aynı zamanda bu seyahatimizde Kuzey İspanya’da göreceğimiz (batıdaki) en uç noktaydı.

 

Comillas;

Kuzey İspanya’da yüzlerce örneği olan, tarihi, düzenli, bir kasaba, okyanus kenarında, yaz aylarında çok kalabalık ve hareketli olduğunu düşünüyorum, zira kasabanın girişinde, panjurları kapalı onlarca site bulunuyor (yazlık olarak kullanıldığından herhalde). Gidilmeli mi, evet gidilmeli, şehrin merkezinden sola doğru baktığınızda tepede devasa büyüklükte bir yapı dikkatinizi çekecektir, burası bir üniversite. Comillas birkaç kare fotoğraf çekilecek, küçük tarihi meydanında bir kadeh şarap içilip soluklanılacak bir kasaba.

 

2

Comillas tarihi meydanı, evleri, sakin insanları ile ilginizi çekecek bir kasaba.

 

Santillana del Mar;

Bu kasabayı internet üzerinden Barış keşfetti, küçük fakat çok turistik bir yer, sebebi ise, tarihinin çok eskiye dayanıyor olması, kasaba ziyaretçilerine arzu ettiği her şeyi sunuyor. Tarihten hoşlanıyorsanız, tam yerine geldiniz, yeme içme mi? harika kafeler-restaurantlar bulunuyor, böyle eski tarihi bir yerde konaklayayım diyorsanız, onlarca otel seçeneği de mevcut, (otel dediysem öyle bizde ki gibi binaları gözünüzün önüne getirmeyin sakın, bu kasaba da, kasabanın tarihi dokusunu bozacak tek bir yapı bulunmuyor). Yüzlerce yıllık olduğunu düşündüğünüz (tabii kısmen yeni ama tarihi görünümlü binalar da mevcut) evlerde insanlar oturuyorlar veya ticari faaliyet yürütüyorlar (hizmet sektöründe tabii).

 

3

Yüzyıllardır ayakta duran kilise ziyaretçilerin uğradıkları ilk yer.

 

İlk olarak kasabanın girişinde yer alanTurizm İnformation ofisinden bir harita temin edin derim, aracınızı ise Turizm Ofisinin sağındaki geniş alana park edebilirsiniz. Ve kendinizi bu muhteşem kasabanın sokaklarına bırakın, Santillana del Mar’ı sindire-sindire gezin.

Santillana del Mar’a Nasıl Gidilir;

Santillana del Mar, Santander’e 30, Comillas’a ise 10 km mesafede (ikisinin arasında) bulunuyor.

Birkaç resim ile burayı size daha kolay anlatabilirim diye düşünüyorum, bu coğrafya ya yolunuz düşerse nasıl olsa gideceksiniz.

4

Santillana del Mar zaman sıkıntınız yok ise, bir gece konaklamayı hak eden, ilginç, görülmesi gereken bir ortaçağ kasabası. Kasabanın (aslında buraya köyde denilebilir) bütün sokaklarını bir saat içerisinde gezebilirsiniz, ama yapıları incelemek, her binanın önünde resim çektirme arzusunu frenleyememek bu süreyi uzatacaktır. 🙂

Santillana del Mar’dan ayrıldıktan sonra, Santander üzerinden İspanya’nın tatil kasabalarından biri olan Castro Urdiales’e vardık.

 

CASTRO URDİALES;

Burası, Santander, Bilbao arasında daha çok yazlık evlerin bulunduğu güzel bir sahil kasabası, bizim gittiğimiz tarihte tatil sezonunun sona ermiş olması nedeniyle son derece ıssız ve sessizdi, sevimli, düzenli, temiz bir kasaba olduğunu, yolunuz üzerinde bulunması durumunda uğramak gerektiğini düşünüyorum.

Med Cezir (gel-git) Castro Urdiales limanında minik balıkçı tekneleri için hüzünlü bir durum ortaya çıkarmıştı.

 

Castro Urdiales’i; Hem tatil sezonunun bitmiş olması, hem de siesta saatinde ziyaret ettiğimizden, yapacak hiçbir şey bulamadık, sadece Burger King açıktı, bizde bir şeyler atıştırıp arabayla bir tur atıp, yola koyulduk.

Bilbao’yu da geçerek ikinci gecemizi geçireceğimiz otelimize vardık. Otelimiz İbis Bugdet Arrıgorrıaga Bilbao şehir merkezinin 17 km dışında bulunuyordu, bu seyahat boyunca (arabamız olduğundan) genelde şehir merkezine uzak, hesaplı, temiz otelleri tercih ettik. Bu arada önemli bir hatırlatma hem Bilbao, hem de San Sebastian da bir den fazla İbis otel bulunuyor, rezervasyonunuza – navigasyonunuza dikkat edin. (Eğer İbis’te kalırsanız.)

Otele yerleştikten sonra, resepsiyon da bulunan Arjantin’li görevliden, bir harita ve şehir için öneriler aldık, ardından da, Bilbao şehir merkezine doğru yola koyulduk.

BİLBAO;

Aslında ilk başta, bu seyahatin merkez (ve tek) noktası Bilbao idi, program netleştikten sonra, iki veya üç günlük seyahatimizi biraz daha esneterek, bu coğrafya da, daha fazla yer görebileceğimizi fark ettik.

6

Gugenheim Müzesi ilginç mimarisiyle şehrin simgesi olmuş.

 

Bilbao, bir çoğumuzun bildiği gibi İspanya’nın Bask bölgesinde yer alan, bir milyon nüfuslu bir sanayi kenti, Bask’lar kendi tarihleri, kültürleri ve dilleri olan bir halk, yüzlerce yıldır, İspanya ile sorunlarını bir türlü çözememişler, kendilerini İspanya’ya ait hissetmeyen bu insanlar için, Bilbao şehri başkentleri, Athletic Bilbao kendi milli takımları, San Mames ise mabedleri gibi. (Bu arada yeni San Mames şehir merkezinde güzel mimarisiyle futbol tutkunlarının ilgisini çekiyor.) Stadyuma, Gugenheim müzesinin yanı başında nehir kenarından gidip-gelen tramvay ile gidebilirsiniz, aman bugün maç günü değil diyerek gitmemezlik yapmayın, çünkü stadın altında Athletic Bilbao ürünlerinin satıldığı bir mağaza ve stadın içini seyredip bir şeyler içebileceğiniz bir restaurant-cafe de bulunuyor. Öyleyse stada gidiyoruz, meraklısı olan sevdiklerimize hediyelik bir şeyler alıp, cafe de stadyumun içini seyrederek bir şeyler içip dönüyoruz. 🙂

GUGENHEİM MÜZESİ;

Bilbao son yıllarda yoğun ilgi gören bir şehir, sebebi ise şehir merkezinde nehrin kenarında yer alan Gugenheim Müzesi, bu bina dünyada mimari açıdan ilgi ve övgü gören ender yapılarından birisi, binayı gördüğünüzde bu ilginin ve övgünün boşa olmadığını anlıyorsunuz. Bina inşaatı ilk başladığında Bilbao’lular bir şeye benzetememişler ve inşaat sürerken, yapının yıkılması yönünde kampanyalar dahi düzenlemişler.

8

Müze Modern Sanat Meraklılarının Yoğun İlgisini Çekiyor, Bir Kaç Ay Önce 10 Milyonuncu Ziyaretçisini Ağırlamış.

 

Pritzker Mimarlık ödülü sahibi Mimar Frank Gehry tarafından inşa edilen bina, dört yılda tamamlanmış (1997 yılında hizmete girmiş) ve müzenin işletmeciliği ise Gugenheim ailesine verilmiş, bu aile dünyanın başka kentlerinde de müze işletmeciliği yaptığından, ilginç mimariye sahip binayı Modern sanat müzesi haline getirmiş. İlk başta yıllık 300 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyormuş, geride kalan on yıl içerisinde ise müzeyi on milyondan fazla kişi ziyaret etmiş, ben bu kadar yoğun ilgi görmesinin temel sebebinin müzenin içerisindeki sanat eserlerinden ziyade, yapının mimarisinden kaynaklandığı düşüncesindeyim. Binanın dışı titanyum plakalar ile kaplanmış, bu günün belli saatlerinde güneş ışınlarının vurduğu açıya göre, binanın dışının farklı renklere bürünmesine yol açıyor ve ortaya muhteşem bir görüntü çıkıyor. Şu an da müzeyi yılda bir milyon kişi ziyaret ediyor ve gelenlerin yüzde altmışı yabancı turist, bir müzenin yarattığı katma değeri görüyor musunuz. Sanatın içine tükürenlere duyurulur. Gugenheim müzesinin içerisinden çıkıyormuş gibi görünüp, nehrin karşısına doğru inşa edilmiş köprü, ilk başta binanın bütünlüğünü bozuyormuş gibi görünse de, farklı açılardan bakıldığında aslında bir bütünlük ortaya çıkıyor.

Binanın içerisindeki sanat eserlerine gelince, modern sanata her zaman mesafeli duran bir insan olarak, burada sergilenen eserler bana biraz fazla geldi diyebilirim. 🙂 Müzeye giriş 13 euro üç katlı (giriş katını saymazsak) müzenin galerilerini normal şekilde 2-3 saat içerisinde gezebilirsiniz, bana keyif veren ilgimi çeken ise 103 no’lu galeri oldu. (Bu galeri de Sam Taylor-Johnson Sıgh’ın “görmek” adlı eseri sergileniyor).

Müze aynı zamanda geçici sergilere de ev sahipliği yapıyor. Bizim Bilbao’da bulunduğumuz, müzeyi ziyaret ettiğimiz dönemde Francis Bacon sergisi vardı.

 

ZUBİZURİ KÖPRÜSÜ;

Müzeden çıktıktan sonra sağa doğru, nehrin kenarından yürüdüğünüzde birkaç dakika içerisinde yine ödüllü bir yapı olan “Zubizuri” köprüsüne varıyorsunuz. Mimarı Santiago Calatrava olan bu köprü, geceleri ışıklandırılmış haliyle de bir ayrı güzel, öyleyse sadece gündüz değil, hava karardıktan sonra da hem Gugenheim Müzesi hem de Zubizuri köprüsü görülmeli diyorum.

9

Şehirdeki ödüllü mimari eserlerden birisi de, Zubizuri Köprüsü.

MERCADO DE LA RİBERA;

Şehirlerin en ilginç alanlarının, yeme-içme mekanlarının bulunduğu bölgeler olduğunu düşünüyorum. Eğer siz de benimle aynı düşüncedeyseniz, Mercado de la Ribera’a bayılacaksınız. Burası Avrupa’nın en büyük kapalı yemek pazarlarından birisi, nehir kenarında, Zubizuri köprüsünün yanı başında yer alan duraktan tramvay’a binerek (Gugenheim müzesine göre ters yöne gideceksiniz) beş dakika içerisinde bu yemek pazarına ulaşabilirsiniz, yok ben yürüyerek giderim diyorsanız, en fazla 15-20 dakika sürecektir.

10

Barların tezgahları üzerinde sunulan Pintxos’lar sadece damağınıza değil gözünüze de ziyafet çekiyor.

Mercado de la Ribera nehir kenarında, üç katlı modern bir bina, içerisinde özellikle giriş katında çok şık publar ve restaurantlar bulunuyor, üst kata çıktığınızda bu bölümün Pazar olarak düzenlendiğini göreceksiniz, balık tezgahlarındaki taze ürünlere yerel halk yoğun ilgi gösteriyor. Giriş kattaki mekanlar da harika Pintxos çeşitlerine rastlayacaksınız.

Pintxos (İspanya genelinle Tapas olarak adlandırılan) genellikle bir dilim ekmek üzerinde sunulan meze çeşitleri, ilk başta basit gibi gözükse de, sunumu, lezzeti, bir araya getirilen ürünlerin damaktaki uyumu insanı şaşırtıyor, harika lezzetler ile karşılaşıyorsunuz, her mekanın Pintxos’ları farklı, enginarlıdan, patatesliden tutun da, karides, ançüez, balık, zeytin, jambonlusuna kadar yüzlerce (belki de binlerce mi) 🙂 çeşidi bulunuyor. Kuzey İspanya’da bulunduğunuz süre boyunca, her öğün (kahvaltı hariç tabii) 🙂 harika şaraplar, lezzetli biralar eşliğinde kendinize Pintxos ziyafeti çekin. Fiyatları ise 0.80 cent ile 1.80 euro arasında değişiyor.

11

Kullandıkları Kaliteli Zeytinyağı Lezzeti Arttıran Bir Başka Unsur.

Bilbao’da “Plaza Moyua” meydanını karşılıklı kesen Gran Via Don Diego  ve Lopez De Haro caddeleri bulunuyor, bu caddelerin ara sokakların da yüzlerce bar ve restaurant hizmet veriyor, İspanya genelinde uygulanan siesta bu bölgede de yaygın, saat 13.00 ile 16.30 arası neredeyse bütün mekanlar kapalı, akşamları ise pubların içerisi ve önü deyim yerindeyse ana baba günü,  zaten Bask bölgesi gastronomi açısından çok zengin bir yöre, mekanlarda, okul üniforması ile anne ve babasının yanında pintxos’unu yiyen çocuk da var, 80 yaşında bir kadeh şarap ile birkaç pintxos yiyip sohbet eden yaşlılar da, harika bir kültür. Bizim yaşlılarımız da evde dizi izleyip, ölümü bekliyor, inancımız, gelir düzeyimiz, yaşama bakışımız nedeniyle bize ne kadar uzak değil mi?

Bilbao ile ilgili söylemek istediklerimi toparlayacak olursam, Bilbao, yaygın metro ve tramvay ağı ile medeni, temiz, sokaklarında dilenci, seyyar satıcı bulamayacağınız, pintxos’larının önünde ise, mutlu, sohbet eden, kahkaha atan insanı bol, merkezde otopark sorunu olan (mevcut otoparklar oldukça pahalı, zannediyorum, insanları toplu taşımaya teşvik etmek için), ödüllü yapıları, dünyaca tanınan ve ilgi gösterilen müzesi, futbol takımı, San Mames stadyumu, yakın çevresindeki ilginç ve tarihi köyleri-kasabaları ile gezi tutkunları için harika bir seçenek diyebilirim. Ha bir de, yeme içme mekanlarından kalkmak istemeyeceğiniz kadar çok seçenek ve lezzet sunan bir şehir, hem de neredeyse bedavaya :).

 

Bilbao’da Ne Yapılır;

  1. Gugenheim Müzesi görülmeli, zaten Bilbao’ya gidip de, buraya gitmemek düşünülemez.
  2. Zubizuri Köprüsü, Bilbao’da ödüllü başka bir yapı.
  3. Şehrin hareketli meydanı Plaza Moyua ve bu meydanda birleşen, Gran Via-Lopez De Haro Caddeleri, ara sokaklarındaki publar, yeme-içme mekanları ziyaret edilmeli. Her mekanın Pintxos’larının farklı olduğu unutulmamalı.
  4. Mercado de la Ribera; Avrupa’nın en büyük kapalı yemek pazarlarından olan bu mekan, sadece bir değil, zaman sorununuz yok ise, bir den fazla ziyareti hak ediyor.
  5. San Mames, Bilbao’luların, Baskların, mabedi sayılan stadyum, sadece futbol tutkunlarını değil, ilginç mimarisiyle herkesin ilgisini çeken bir yapı.

12

 

 

SAN JUAN DE GAZTELUGATXE;

San Juan de Gaztelugatxe, Bilbao’ya 40 km mesafede, ormanlık ve virajlı bir yolculuğun ardından ulaşılan, okyanus kıyısında küçük bir yarımada üzerine inşa edilmiş tarihi bir manastır. Ana karaya ince bir yürüyüş yolu ile bağlı olan bu manastır-kilise uzaktan bakıldığında son derece ilginç gözüküyor, “uzaktan bakıldığında” diyorum, çünkü biz gittiğimizde polis yolu kapatmıştı ve üç gün boyunca ziyaret edilemeyeceğini söyledi, Barış neden diye sorduğunda ise, bir cevap vermedi, biz de yarım adayı gören tepeye çıkarak, uzaktan bir iki fotoğraf çektik ve San Sebastian’a doğru yola çıktık.

13

Uzaktan Görebildiğimiz San Juan de Gastelugatxe, Ana Karaya İnce Bir Yürüyüş Yolu İle Bağlı.

 

Yaklaşık 80 km yolu boşa gelmiş olmak moralimizi son derece bozdu, ama yapacağımız hiçbir şey yoktu. San Juan de Gaztelugatxe’yi görmenizi 80 km’lik yola (geliş-gidiş) değeceğini düşünüyorum, çünkü uzaktan bile ilginç gözüküyordu.

 

SAN SEBASTİAN (DONASTİA);

Atlantik Okyanusu kıyısında ve Fransa sınırında yer alan San Sebastian, aynı zamanda Avrupa’da şehir içindeki en temiz plaja sahip kent. Son yıllarda şehrin bu kadar büyük ilgi görüyor olmasının bir diğer sebebi ise, kent merkezinde bulunan onlarca Michelin yıldızlı restaurant, dünyada başka hiçbir şehirde San Sebastian’da ki kadar Michelin yıldızlı restaurant bulunmuyor. Şu an da kent sınırları içerisinde 16 adet Michelin yıldızlı restaurant var, tabii buraları ziyaret eden gelir düzeyi yüksek turistler nedeniyle San Sebastian her geçen gün cazibesini daha çok arttırıyor.

Bu arada Bask dilinde San Sebasitian’a Donastia deniliyor, bu bölge de kara yollarında ve şehir merkezindeki tabelalar her iki dilde hazırlanmış.

15

La Concha ve Onderreta Plajları, Urgull Dağından Güzel  Bir Manzara Sunuyor.

 

San Sebastian’da şehir dışında yer alan İbis İrun otelde konaklamayı tercih ettik, zira kent merkezindeki oteller gittiğimiz dönemde (bile) oldukça pahalıydı, iki kişilik bir oda için, iki geceliğine oda fiyatı olarak 120 euro, (günlük 60 euro) kahvaltı için de toplam 30 euro ödedik, kahvaltı İbis kalitesinde, vasat ama yeterliydi.

Bilbao’dan San Sebastian’a Nasıl Gidilir;

Biz gezinin başında araç kiraladığımız için navigasyon yardımı ile otobanı kullanarak gittik. Bilbao-San Sebastian arası 102 km’lik bir mesafe, otoban ücreti ise,10.50 euro.

Bilbao Havalimanından San Sebastian’a Otobüs ile Nasıl Gidilir;

Bilbao Havalimanı Donostia arasında çalışan D050B numaralı otobüsü kullanarak önce Getarıa ardından da San Sebastian’a gitmek mümkün, Bilbao-Getarıa arasının 82 kilometre, Getarıa-San Sebastıan’ın ise 30 kilometrelik bir yolculuk olduğunu yolculuğun da yaklaşık 2 saat sürdüğünü söyleyeyim.

Kısa ulaşım bilgilerinin ardından konumuza dönelim 🙂

Çevre yolundan San Sebastian’ı geçerek, otelimize vardık, odaya valizleri attıktan sonra, (neredeyse akşam saat 20.00 olmuştu) San Sebastian’ın merkezine gidip bir şeyler yiyip-içmeye karar verdik.

San Sebastian’da, tıpkı Bilbao’da olduğu gibi, otopark sorunu bulunuyor, sadece paralı otoparklar mevcut, ben birkaç sokak dolaşır, arabamı bir boşluğa çekerim diye düşünmeyin, böyle bir şey söz konusu bile değil, fakat Bilbao’nun tersine burada daha fazla kapalı yer altı otoparkı mevcut, 3-4 saatlik park karşılığında 7-8 euro gibi bir bedel ödüyorsunuz. Akşam saat geç olduğundan merkezde Zara mağazasının alt katında yer alan otoparka aracımızı çekerek (burada aynı zamanda büyük bir süpermarket bulunuyor ve ithal içkiler free shop’tan %20 daha ucuza satılıyor) kalabalık ve yoğunluk olan bir sokakta birkaç pintxos yiyerek, bir iki kadehte şarap içerek günü tamamlıyoruz.

16

Yeni Plaj Olarak da Adlandırılan Zurrıola Plajı, Açık Deniz Olması Nedeniyle Daha Dalgalı.

 

Ertesi gün kahvaltının ardından otelimize 10-15 dakikalık mesafede yer alan Hondarribia kasabasına gittik, bu harika yeri Sebastian yazısını bitirdikten sonra anlatayım. Hondarribia kasabasından ayrıldıktan sonra, aracımızı bir gece önce park ettiğimiz otoparka bırakarak, belediye binasının bulunduğu alana doğru yürümeye başladık.

San Sebastian’da plajın sağında (yüzünüzü denize döndüğünüzde) büyük tarihi bir bina yer alıyor, bu binanın arkasında yer alan sokaklar, yeme-içme mekanlarının yoğun olarak faaliyet gösterdikleri alan.

Bizim şehirde bulunduğumuz gün Real Sociedad’ın maçı vardı, bu yukarı paragrafta anlattığım bölge, öylesine yoğun, eğlenceli, hareketliydi ki tadına doyamadık, birkaç saatimizi burada harcadık.

San Sebastian Michelin yıldızlı restaurantlarıyla sadece zenginler için değil, muhteşem Pintxos çeşitleriyle, biz orta halli turistler içinde bir gastronomi cenneti. Zaten bizim şehri ziyaret ettiğimiz tarihten bir hafta önce gastronomi festivali varmış.

Şehirde Pintxos’larıyla meşhur mekanlar bulunuyor, (internetten yaptığımız araştırmanın ardından gidilecek iki mekan belirlemiştik) birinde öğle, diğerinde de akşam yemeği yaptık, tek kelime ile şunu söyleyebilirim harikaydı, fiyatlar Bilbao’ya göre turistik olması nedeniyle biraz daha yüksekse de, çok pahalı olduğu da söylenemez. İlk akşam gittiğimiz katedrale yakın mekan “Bar Cafe Viena” vasattı.

İnternetten belirleyerek gittiğimiz iki mekan hakkında da bilgi vereyim. “Bazton Pintxos&Bar” tavsiye edebileceğim bir mekandı. (Pintxos’lar 3-3.5 euro, biralar 3 euro’ydu) Akşam gittiğimiz “Bartolo” da harika Pintxos’ları ile güzel bir mekandı, burada da fiyatlar 3.00 euro civarındaydı.

17

Pintxos Meselesini Abarttığımı Düşünmeyin, Gerçekten Bıkmadan Tüketeceğiniz Harika Mezeler, Her Mekanın Pintxos’ları Sunumları ve Lezzeti Farklı.

San Sebastian da Pintxos barları gezerken şunu fark ettim, karın doyurmak ve yemek yemek birbirinden farklı şeyler, biz daha çok ilkini gerçekleştiriyoruz, ikincisi ise beslenme ihtiyacından daha çok, sohbet neşe ve eğlence içeriyor, bu insanlar, bu mekanlar da, işte bunu yapıyor.

Öğle yemeğinin ardından, Castıllo De la Mota kalesini görmek için, Monte Urgull dağına çıktık, dağa yüzünüzü döndüğünüzde sağ tarafınızda bulunan yolu takip ederek tırmandığınızda yeni plaj olarak da adlandırılan Zurrıola Plajı dikkatini çekecek, tepeye çıktığınızda La Concha ve Ondarreta Plajı, Santa Clara adası ve Monte Igueldo tepesinin sunduğu harika manzara ile karşılaşacaksınız, özet çıktığınıza değecek, Urgull tepesine çıktığımız yolun ters istikametinden aşağı doğru indiğimizde okyanus kenarında yer alan akvaryum ile karşılaştık, notlarımız arasında yer almasına rağmen gruptaki kimsenin ilgisini çekmediğinden bu alanı pas geçtik.

Ardından yürüyerek birkaç dakika mesafede yer alan Plaza de Constitucion meydanına vardık, her yanımızda maça gitmeye hazırlanan, (burada hazırlık bira veya birkaç kadeh şarap ile yapılıyor) her yaştan insanla karşılaştık, seksen yaşının üzerinde atkıları ve formaları ile maça giden insan da vardı, on yaşının biraz üzerinde olanlar da, bu renkli görüntüler keyfimizin ve kıskançlığımızın artmasına yol açtı.

Plaza de Constitucion meydanının yanı başından bindiğimiz 26 no’lu otobüs ile Monte Igueldo tepesinin bulunduğu alana gittik, (burası San Sebastian körfezine yüzünüzü döndüğünüzde belediye binasına göre tam karşı yönde) Monte Igueldo tepesinde büyük bir otel-casino ve su oyunları parkı bulunuyor zaman sıkıntısı nedeniyle çıkmaktan vazgeçtik, (tepeye finüküler ile de çıkılabiliyor) bunun yerine aşağıda bulunan İngiliz Tenis Kulübünün kafeteryasında birer kadeh şarap içip dinlenmeye karar verdik. Ardından da birkaç yüz metre yürüyerek İspanya’nın en ünlü heykeltıraşı olan Eduardo Chillida’nın yaptığı “Peine de Los Vientos” anıtını gördük.

18

San Sebastian İle İlgili İki Fotoğraf Varsa Birisi Kesinlikle “Peine de Los Vientos”

 

Dönüşte yürümeye karar verdik, güneşin batmasına daha iki saat vardı ve günü ünlü Londres Oteli’nin önünden okyanusu seyrederek yolcu edecektik.

Sokak sanatçılarının müziklerini, plaja yazılar ve resimler çizen çocukları seyrederek güneşi Monte Igueldo dağının ardına gönderdik, maç bitmişti ve Real Sociedad taraftarları belediye binasının arkasında bulunan bölgeye akın etmeye başlamıştı. Akşam yemeği için kötü bir sürpriz ile karşılaştık.

Gezi programı ortaya çıktığında, Barış oraya kadar gitmişken Michelin yıldızlı bir restaurant da bir akşam yemeği yiyelim dediğinde, o mekanlarda “yemek yerine tabaklarda kırıntı getiriyorlar, bu kadar para vermeye değmez” dedim, bu düşünceden vazgeçmeme yol açan cümle, Barış’ın, “bir daha belki de, Michelin yıldızlı bir restaurant da yemek yeme şansımız olmaz deneyelim” demesi oldu. Rezervasyon yaptırdığımız “Kokotxa” restaurant tek Michelin yıldızlı bir mekandı, hemen akvaryumun yanı başında, balık-et seçeneği ile sundukları set menünün fiyatı 66 euro idi, içecek bu fiyata dahil değil tabii, Barış rezervasyonu check edeyim diye aradığında, tele sekreterin tadilatta oldukları mesajıyla karşılaştı, ilk başta üzüldüysek de, yapacak fazla bir şey yoktu. Bizde notlarımız içerisinde yer alan Pintxo’ları ile ünlü mekanlardan birinin yolunu tuttuk. (Bazı Michelin yıldızlı restaurantlara aylar öncesinden rezervasyon yaptırıldığını hatırlatayım)

San Sebastian için özetle şunları söyleyebilirim; Gastronomi şehri olması nedeniyle, zengin turistleri kendisine rahatlıkla çeken bu kent, eğer deniz tatili düşünmüyorsanız, iki günlük bir seyahati hak ediyor, plajda yürüyüş yapın, Londres Hotelinin önünden güneşi batırın, Urgull dağına çıkıp San Sebastian’ı seyredin, harika Pintxos’ların tadına bakın, güzel şaraplar için ve muhteşem anılarla evinize dönün. Tüm bunları yaparken, (Sadece) San Sebastian’ın turistik bir kent olması nedeniyle Bask bölgesine (Bilbao’ya, Santander’e) göre yeme-içmeye ve otele biraz daha fazla para ödeyeceksiniz.

Son Söz; San Sebastian boşuna gastronomi festivali yapılan, bir şehir değil, bana hak vereceksiniz.

San Sebastian’da Neler Yapılır;

  1. La Concha Plajından başlayarak, Ondarreta Plajının sonuna kadar plajda yürüyün.
  2. Ardından Peine de Los Vientos’u görün.
  3. İngiliz tenis kulübünde bir kadeh beyaz şarap için, soluklanın, serinleyin.
  4. Monte Urgull tepesine çıkın.
  5. Şehri bir de ters açıdan görmek isterseniz finükülere binip Monte Igueldo tepesine çıkabilirsiniz.
  6. Buen Pastor Katedralini ziyaret edin.
  7. Plaza de Constitucion meydanını ve bu meydanı çevreleyen ilginç oteli inceleyin.
  8. Zara Mağazasının alt katında bulunan büyük süpermarkete gidin ve bizim free shoplara göre en az %20 daha ucuz olan harika içkilerden ve viskilerden getirin.
  9. Belediye Binasının arkasında kalan sokakları cafeleri dolaşın, oturup sohbet edin, acele etmeden keyif yapın, kadehi 1-2 euroya harika şaraplar içebilirsiniz.
  10. Pintxos deyip geçmeyin, her mekan da farklı bir lezzetle karşılaşabilirsiniz, oturmadan önce barın üzerinde sergiledikleri Pintxos’ları inceleyip göz gezdirin. Bilbao’ya göre fiyatları iki kat olsa da buna değecek, kişi başına 20 euro civarında para harcadığınızda hem harika şaraplar içecek, hem de muhteşem lezzetler tadacaksınız.

 

ZARAUTS;

San Sebastian’dan Bilbao’ya geri dönerken, hemen otobana girmeyin, 20 km sonra bir sahil kasabası olan Zarauts var. Burası rüzgarlı havalarda sörfçülerin, yazın da hem İspanyolların hem de yabancı turistlerin deniz tatili yaptıkları bir kasaba, 4-5 kilometrelik bir plaja ve güzel bir kordona sahip bu kasaba küçük bir ziyareti hak ediyor.

19

Zarautz 4-5 Kilometre Uzunluğunda Plajıyla Kuzey İspanya’nın Gözde Tatil Kasabalarından Birisi.

 

GETARİA;

Zarautz sahilinde yürüyüşünüzü tamamladıktan sonra, sola baktığınızda birkaç kilometre ileride Getaria göreceksiniz, okyanusta balıkçılık yapan teknelerin de limanı olan bu kasaba, Zarauts kadar turistik değil, ama önemli bir kasaba, 2500 nüfuslu Getaria da, Moda Müzesi bulunuyor, Bask bölgesinin en önemli balıkçı kasabalarından birisi, lezzetli Kum, Kaya balıklarının (en meşhuru Kalkan) en tazesini bulabileceğiniz tüketebileceğiniz Getaria mutlaka ziyaret edilmeli.

Güzel soğutulmuş Txakoli adlı yerel beyaz şarapları ile okyanusu seyrederek keyif yapabilir, taze balıklar ile kendinize bir ziyafet çekebilirsiniz.  Bu arada bu küçük kasabada Michelin yıldızlı bir restaurantın bulunduğunu da hatırlatayım.

20

Geteria şirin, Okyanus’a açılabilen büyük sayılabilecek Balıkçı Teknelerinin limanı olan bir kasaba, bu büyük tekneler ile Ançüez avlıyorlar (bizim Hamsi yani) ve büyük ihracat yapıyorlar, 2500 kişilik kasabada!!!

HONDARRIBIA;

Hondarribia, İspanya’nın Fransa sınırında, Okyanus kenarında bir balıkçı kasabası, turizmin, yarattığı katma değeri fark eden, turistin hoşuna gidebilecek, ilgisini çekecek mimariyi kasabanın belli bir alanını  koruyarak günümüze kadar getirmeyi başaran bu şehir, kesinlikle ziyaret edilmeli.

21

Hondarribia Yüzlerce Böyle Evin Bulunduğu, Okyanus Kenarında Harika Bir Kasaba

 

Yukarıda bahsettiğim gibi, San Sebastian’da kaldığımız İbis İrun otel, Hondarribia kasabasına 5-10 km uzaklıktaydı, Sebastian kent merkezine gezmeye gitmeden önce Hondarribia kasabasını ziyaret etmeye karar verdik, Sabah otelden aldığımız kahvaltının ardından yola çıktık, Navigasyonun sunduğu seçenekler içerisinden bizim seçtiğimiz nokta, şehir merkezinin girişinden, kasabanın yanı başındaki dağa çıkmamıza yol açtı, yukarıya çıktığımızda ise, (yaklaşık 8-10 kilometrelik orman içerisinden bir yoldan) harika bir manzara ile karşılaştık, navigasyon da iyi ki hatalı bir seçeneği işaretlemişiz diyerek gülüştük, hafta sonu olması nedeniyle bisiklet ile kros yapan, trekking için hazırlanan gruplara rastladık.

22

Bu Cadde Üzerinde Görüntü Kirliliği Yaratabilecek Tek Bir Unsurla Karşılaşamazsınız.

 

Hondarribia’da geleneksel, tarihi evlerin bakımlı olarak günümüze ulaştırılması ile ortaya çıkmış bir sokak bulunuyor, bu evlerin güzelliklerini, şirinliklerini, altlarında bulunan turistik işletmelerin şirinliğini anlatmaya çalışmaktansa bir iki resim ile konuyu tarafınıza sunuyorum. 🙂

Hondarribia’a Nasıl Gidilir:

San Sebastian kent merkezinden kalkan belediye otobüsleri ile ulaşım mümkün, yolculuğun yaklaşık 45 dakika sürdüğünü tahmin ediyorum, tahmin diyorum çünkü biz bu kasabaya kendi aracımız ile gittik. Bu gezi boyunca şunu bir kez daha fark ettim ki, dağınık bir coğrafyayı geziyorsanız, araç kiralamak sizi özgür kılıyor, zamandan ve  paradan tasarruf sağlamanıza yol açıyor, arzu ettiğiniz, ilginizi çeken her yerde durup soluklanmanıza, fotoğraf çektirmenize, çevreyi gözlemlemenize olanak tanıyor.

Yanlışlıkla çıktığımız ama memnun kaldığımız tepeden, (buradan Fransa’da çok net görülüyor, hatta cep telefonunuza Fransa ile ilgili uyarı mesajları geliyor) indikten sonra, aracımızı (bu gezide ilk kez) parasız bir alana park ettikten sonra (oh be!), okyanus kenarına doğru yürümeye başladık ve bu muhteşem evler, kafeler, restaurantlar ile karşılaştık.

Hondarribia sadece bir kaç saatlik bir ziyareti değil, vakit sorununuz yok ise belki bir iki günlük dinlenme tatili için de düşünülebilir, fiyatlar San Sebastian’a göre daha makul, hatta aracınız var ise San Sebastian tatilinde konaklama için de düşünülebilir, zira konaklama fiyatları Sebastian’a göre daha makul.

 

GEZİ SONA ERİYOR;

Getaria’nın ardından Bilbao’ya doğru yola çıktık, vaktimiz olduğundan ve otobana 10.50 euro para vermek istemediğimizden parasız yolu tercih ettik, Bilbao’ya yaklaştığımızda uçağımızın kalkış saatine daha 3.5 saat olduğunu görüp, Bilbao şehir merkezine gitmeye, kapalı yemek pazarı olarak bilinen Mercado de la Ribera da son birkaç Pintxos ile bir iki kadeh şarap yuvarlamaya karar verdik. Bilbao havalimanı ile şehir merkezi birbirine çok yakın, araba ile neredeyse 10 dakikalık bir zamanda havalimanından şehir merkezine varılabiliyor.

23

Daha önce de yazdım, gezmek, bakmak değil  görmek, farklı lezzetler tatmak, iyi şaraplar içmek güzel, ama sevdiklerinle, daha da güzel. Uyumlu kişiliği, yol arkadaşlığı, dostluğu, neşeli birlikteliği için sevgili Barış Yılmaz’a teşekkürler.

 

Bir gezinin daha sonuna geldik, Kuzey İspanya Bask bölgesi, çok bilinen bir destinasyon değil, uçak seçeneğinin fazla olmaması, THY’nin yüksek bilet fiyatları bu bölgeye gitmeyi daha da zor hale getiriyor, (orta halli turistler için) bir seyahatte ne aradığınızı bilmiyorum, eğer Barcelona, Madrid gibi hareketli ve kalabalık şehirlerden hoşlandıysanız, İspanya’nın bu bölgesi size durgun gelebilir, fakat sokaklarda, daha kaliteli ne aradığını bilen, sakinlik ve lezzet peşinde koşan, yok hayır koşan değil sakin sakin yürüyen insanlarla olmak istiyorsanız, biletinizi ayırtın, pişman olmayacaksınız, lezzetli, huzurlu bir tatil geçireceksiniz.

Okyanusu seyrederken, göremeceğiniz kadar uzakta yer alan İrlanda’da yaşayan insanların sesini duyamasanız da, Atlantik’in serinliğini, esintisini hissedeceksiniz, sörf yapmayı bilmeseniz de, yapanları izlerken neşelenecek, heyecanlanacaksınız, güzel şaraplar içecek, lezzetli sohbetler ve mezeler ile yaşamın, gezgin olmanın ne güzel bir şey olduğunu düşünüp, şükredeceksiniz ve içiniz huzur dolu evinize döneceksiniz.

Huzur demişken bu coğrafya da daha önce bir çok Avrupa şehrinde gördüğümün tersine, hiçbir seyyar satıcıya, dilenciye, trafik karmaşasına, kaldırımları işgal eden sürücüye, kavgaya, hırsızlığa rastlamadığımı söyleyeyim, ee bir insan daha fazla ne ister ki?

Gezi Tarihi; 19.10.2016-23.102016