GÜNEY AFRİKA; Cape Town

Gezi Tarihi; 16.01.2015-20.01.2015 Güney Afrika;

 

Cape Town’a kaç gün gidilmeli;

Güney Afrika ziyaretiniz de sadece Cape Town’u gezecekseniz en az 4 veya 5 gecelik bir program yapmalısınız, zira uzun uçak yolculuğu nedeniyle ilk bir gün yol yorgunluğu ile geçiyor, iş ve izin probleminiz yok ise, rahatlıkla 8-10 gün hiç sıkılmadan Cape Town’da güzel bir tatil geçirebilirsiniz.

Cape Town;

Afrika kıtasının en gelişmiş ve modern ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyetinin üç adet başkenti bulunuyor, adından da anlaşılacağı üzere Afrika kıtasının Güney ucunda yer alan bu ülke, bütün yoksul ülkeler gibi, sömürgeci egemen güçler tarafından yüzyıllarca yağmalanmış. İlk önce Hollandalılar gelmişler, ardından İngilizler, sonra yine Hollandalılar, günümüzde ise nüfus yapısı Hollanda ve İngiliz kökenli beyazlar ile Afrika kökenli siyahlardan oluşuyor.

Johannesburg ve Cape Town ülkenin bilinen büyük şehirleri, Cape Town aynı zamanda iki okyanusa kıyısı olan bir kent, turistik, her ne kadar Afrika kıtasında yer alsa da, aslında Amerika’nın, İngiltere’nin gelişmiş kentlerine benzeyen bir şehir (tabii ki beyazlar için).

Cape Town’a THY’nın İstanbul’dan Johannesburg aktarmalı uçuşu ile ulaşmak mümkün, İstanbul’dan kalkan uçağınız 9 saatlik bir yolculuğun ardından, Johannesberg’a ulaşıyor, burada yolcu indirip, kabin ekibini değiştiriyor ve yakıt ikmali yapıyor, ardından (tüm bunlar en az 1 saat sürüyor) tekrar yola koyuluyorsunuz, Johanneburg Cape Town arası 3 saatlik bir uçuş daha  yapıyorsunuz, sonunda toplam 13 saatlik bir yolculuğun ardından Cape Town’a varıyorsunuz. Yani meşakkatli bir seyahat. (Yakın zamanda Cape Town’a İstanbul’dan direkt seferler başlayacakmış.)

Cape Town için en uygun ay Ocak, bu şehir için en az 4 gece 5 günlük bir program yapmalısınız. Saat farkının olmaması büyük avantaj. Kışı yaşamayan bu kentte hava genellikle ılıman.

Cape Town’a bir tur proğramı ile gitmediyseniz size mutlaka bir rehber gerekecektir, bu şehirde çok uzun yıllardır yaşayan Nizam ağabey bu işi oğullarıyla beraber profesyonel olarak yapıyor, sizi havalimanında karşılıyorlar, isterseniz otelinizi de ayarlıyorlar, talebinize göre 1 veya 2 günlük tur programları yapıyorlar. Biz altı kişilik bir arkadaş grubuyla gittiğimizden fiyat açısından oldukça avantaj elde ettik, şöyle ki; Havalimanı transferi için toplam 30 USD, otel için kişi başı OK 40 USD, ve tur için, araç ve rehberlik hizmeti olarak günlük 200 USD (6 kişi için), ayrıca bu iki günlük turda kişi başı 60 USD’de bilet ücreti ödedik. Bu bilet ücretleri şunları kapsıyor; Penguen sahili, Masa Dağı, Aslan Çiftliği, Botanik Parkı, Fok Adası. Nizam Bilgin’e ulaşmak çok kolay, internete girin Cape Town Nizam deyin karşınıza çıkıyor. E mail adresi ise şu; nizam@capetur.com

İnsan hikayelerine meraklı olduğumdan Nizam Bilgin’e buraya gelme fikrinin nereden çıktığını sordum, Rize’de Tekel Bayii işletiyordum, Güney Afrika’dan Karadeniz’e gelen madenciler benim dükkana gelir içki alırlardı, dönmelerine yakın gel seni de Güney Afrika’ya götürelim dediler, geliş o geliş cevabını verdi, tabii o yıllarda Türkiye’den buraya direkt gelme imkanı yokmuş, önce İtalya’ya oradan aktarma yaparak da Afrika’ya gelmiş, uzun yıllar dalgıçlık yapıp, okyanus dibinde mücevher aramış, daha sonra oğulları da burada yaşamaya başlamış, ilginç öykü ama değil mi?

Cape Town yolculuğumuz neşeli başladı, hemen ardından kabusa döndü, uçakta yemeği yeyip bir kaç kadeh de şarap içtim, ardından servis toplandı ve ışıklar kapatıldı, ne kadar zamanın geçtiğini bilmiyorum, gözümü açtığımda kabin amiri olan hanımefendiyi, doktoru, Nurşen ve Zafer’i başımda gördüm, üstüm başım su içerisindeydi, ilk önce önümde oturan arkadaşım Zafer, Nurşen’e şu kocan nasıl  yatıyor böyle diyerek beni göstermiş, Nurşen boynumu düzeltmek için bana seslendiğinde, tepkisiz olduğumu fark etmiş, beni defalarca sallamalarına rağmen kendimde değilmişim, ardından Zafer uçağın mutfak bölümünden aldığı 1.5 litrelik suyu kafamdan aşağı boşaltmış, diğer yolcular ne olduğunu anlamaya çalışırken, bizim gruptakiler öldüğümü düşünmeye başlamışlar, kabin amiri doktor anonsu yaptıktan sonra, kendi akraba grubuyla İngiltere’den tatilden dönen ve Johannesburg’da çalışan bir İngiliz doktor müdahale etmiş, gözümü açtığımda gördüğüm ilk kişi bu İngiliz doktordu, Nurşen hemen kendini uçağın koridoruna atıp ağlamaya başladı, diğer yolcular Nurşen’i sakinleştirmeye çalışırken 3’e düşen küçük tansiyonumu yükseltmek için ayaklarımı havaya kaldırdılar, sürekli kahve ve şekerli sıvılar alarak, yürüyerek kendime geldim, bir kaç saat sonra aynı şey tekrar ettiğinde, uçak tamamen dolu olduğundan bu kez, beni uçağın arka bölümündeki mutfak kısmına götürerek yere yatırdılar, kabin amirinin elektro şok cihazını çıkardığında, zaten panik atak olduğumdan herhalde ölüyorum dedim. İngiliz doktor Johannesburg’da inerken arkadaşım Barış’a tanrı bana bir daha böyle bir yolculuk yaptırmasın demiş:), Cape Town’a böyle bir yolculuğun ardından vardık, bu doktorun kuzeni olan bir hanımefendi uçak Cape Town’a teker koyduğunda kolundaki bilekliği bana verdi ve tanrıya güven dua et, o sana yardım eder dedi. Bu bilekliği ölene dek saklayacağım. THY’nin bu gibi durumlarda uçuş ekibine verdiği eğitimi takdir etmek gerekiyor, saatler boyunca benimle ilgilendiler, moral aşıladılar, kendimi iyi hissetmeme yol açtılar, bir teşekkür de onlara, uzun lafın kısası bu seyahatte ölmedik ve Cape Town’a indikten sonra kötü olan her şey iyiye gitmeye başladı.

Nizam Ağabey elinde ismimin olduğu kağıt ile bizi yolcu çıkışında karşıladı. Havalimanı şehir arası yarım saat sürüyor, şehre doğru giderken ilk olarak korkunç bir sefalet içerisinde 2 milyon kişinin yaşadığı teneke evler sizi karşılıyor, burada her yarım saatte bir tecavüz oluyormuş, AIDS oranı çok yüksekmiş ve iş bulabilen bu Afrika kökenliler, günde bir kaç dolar ile yaşamaya çalışıyorlarmış.

Modern mimarinin olduğu şehir merkezine doğru yaklaşırken, Nizam Ağabey yolun sağındaki hastahaneyi göstererek dünyada ilk kalp nakli bu hastahanede gerçekleştirildi dedi.

Cape Town’da 4 yıldızlı Ritz Carlton otelde kaldık, güzel temiz bir tesis, fiyatı uygun ve kahvaltısı yeterli, sıkıntılı ve  uzun bir yolculuk yaptığımızdan bir kaç saat dinlenme kararı verdik, ardından akşam yemeği için Waterfront denilen yerde bulunan bir Yunan restaurantına rezervasyon yaptırdık, burası şehrin en hareketli ve neşeli yeri, aynı zamanda bir liman, cafeler restaurantlar, küçük bir avm, market ve publar mevcut, Cape Town’da  bulunduğunuz her akşam gitmek  isteyeceğiniz bir yer. Mandela’nın 27 yıl  hapis yattığı Robinson adasına buradan tekne ile turlar düzenleniyor.

 

1

(Waterfront Cape Town’da zamanınızın çoğunu burada geçireceksiniz ve hiç sıkılmayacaksınız.)

Akşam yemeği için gittiğimiz Greek Restaurant’ın karşılayıcısı bir Türk’tü, deniz mahsülleri ağırlıklı zengin menü için 6 kişi, 100 USD ödedik, bu Türkiye için normal sayılsa da Cape Town’da yüksek bir rakam, neredeyse bütün kabukluların da bulunduğu bu menüyü bizim ülkemizde herhalde iki – üç kat para ödeyerek anca yiyebilirsiniz. Bu arada Cape Town daha önce söylediğim gibi iki okyanusun kıyısında yer alıyor, (Atlas ve Hint) bu yüzden (yaz ayı bile olsa) rüzgarlı ve serin bir havası var, bu kente giderken yanınıza kalın bir giysi ve bir yağmurlukta alın derim.

 

2

(İlk gün akşam yemeği için gittiğimiz Greek Restaurant)

 

Bizim Cape Town’da aldığımız iki günlük tur programı şöyleydi.

  1. Gün

Fok adası, Pengune Sahili, Ümit Burnu, Cape Point.

  1. Gün

Masa Dağı, Citah Parkı, Botanik Parkı, Şarap Tadımı, Stellenbosch Kasabası, Aslan Çiftliği.

Bu turlar sabah araç ile 09’da otelinizden alınmanızla başlıyor ve akşam 18’de sona eriyor.

İlk gün Nizam ağabey belirlediğimiz saatte bizi otelimizden aldı, kıyı şeridini takip ederek yola koyulduk, Camps Bay; Milyon dolarlık havuzlu villaların bulunduğu, Cape Town’un zengin yüzü, bu muhteşem evler kadar bu evlerin yüksek duvarları ve duvarların üzerinde bulunan elektrik verilmiş teller de ilginizi çekecek.

 

3

(Camps Bay) Ve bu gezinin kadrosu

 

4

(Camps Bay’den farklı bir kare)

Clifton; Burada üç ve dört no’lu plajlarda denize girilebiliyor, ama deniz dolaptan çıkarılmış su kadar soğuk, bu bölgede harika kafeler ve restaurantlar var, öylesine modern ki, kendinizi Miami’de, Los Angeles’ta zannedersiniz.

 

5

(Clifton )

 

Fok adası’na gitmek için tekneye bineceğiniz limanda, Cape Town’un her yerinde rastlayabileceğiniz ürünlerin satıldığı tezgahlar ve dükkanlar da mevcut, burada üzerinde güzel resimlerin işlendiği Deve Kuşu yumurtaları satılıyor, çok güzeller, hem kendinize hem de sevdiklerinize alabilirsiniz. Fiyatı 10 USD, bu limanda canlı müzik yapıp dans eden Afrika’lılar kendinizi iyi hissetmenize neşenizin artmasına yol açıyor. (Aslında Güney Afrika’nın para birimi Rand benim burada fiyatları USD olarak vermem, daha anlaşılabilir ve pratik olduğundan)

 

6

(Okyanus kenarında sert rüzgara boyun eğen ağaçlar ilginç bir görüntü sunuyor)

 

7

(Atlas Okyanusunun sert rüzgarı sadece ağaçları değil, insanları da etkiliyor)

Cape Point’e gitmeden önce tepede tarihi bir deniz feneri var, bu deniz fenerine füniküler ile çıkıp yürüyerek inin derim, fünikülere biniş noktasında solda bir restaurant var, biz öğle yemeğini burada yaptık, hayatımdaki en güzel kalamarı burada yedim, rehberimiz kalamarların tırtırlı, dişleri olan merdaneden geçirilerek kızartıldıklarını bu sayede daha yumuşak hale geldiklerini, kızarırken içlerine daha çok yağ çektiklerinden de, normalden daha lezzetli  olduklarını söyledi (tamamen haklı), Cape Town’a gitmişken bu restaurant’da mutlaka bir kalamar – bira yapın, sunum da harika.

 

8

(Burada yediğim kalamarın lezzetini ömür boyu unutamayacağım.)

Tepeden aşağıya Cape Point’e doğru indiğinizde yol üzerinde sizi deve kuşları ve babunlar karşılayacak, babunlar sevimli gibi gözükse de tehlikeli, araçların camı açık ise içine giriyorlarmış, önümüzdeki arabanın tavanına çıkan iki babundan biri tavanda çevreyi seyrederken, diğeri anten ile dişini karıştırıyordu, insanların elinde yiyecek ve içecek gördüklerinde kovalayarak ellerindeki yiyecekleri alıyorlar, Cape Point dev dalgaların olduğu rüzgarlı bir nokta, gelenek üzere bu özel noktada bir kaç fotoğraf çektireceksiniz zaten. Dönüşte farklı  bir güzergahtan Hint Okyanusu kıyılarını seyrederek Simons Town’a doğru yol aldık.

 

9

(Tarihi deniz fenerinin olduğu tepeye füniküler ile çıkıp yürüyerek indik. Arka planda Ümit Burnu gözüküyor.)

 

10

(Ve Dünyanın Güneydeki En Uç Noktasındayız)

 

11

(Ölçmüşler işte tam burası 🙂 )

 

Hint Okyanusu’nu seyrettiğimiz yüksek tepede elinde bir dürbün ile sürekli denizi tarayan görevli, diğer elindeki kırmızı bayrağı kaldırdığında, sörf, kano gibi deniz sporları yapan yüzlerce kişi denizi terkediyormuş, (köpekbalığı nedeniyle). Hint Okyanusu’nu tarafında deniz sıcaklığı daha yüksek olduğundan kilometreler boyunca uzanan bu plajda yüzlerce kişi spor yapıyor ve ortaya muhteşem bir manzara çıkıyordu.

 

12

(Atlas Okyanusu’na göre deniz suyu sıcaklığının daha yüksek olduğu Hint Okyanusun da, yüzlerce insan su sporları yapıyor, güneşin ve denizin tadını çıkarıyordu.)

Buradan Penguen’lerin bulunduğu sahile gittik (Simons Town’da yer alıyor), burası da tarihi deniz fenerinin olduğu  tepe gibi ücretli, insanların Penguen’lerin doğal yaşam alanlarına girmemesi için düzenlenmiş bir sahil, çok sevimli hayvanlar, buranın girişinde de Afrika’lı kız çocuklarının ellerindeki tenekelerle dans edip bahşiş toplamaya çalıştığına şahit olduk, müzik ve dans konusunda yetenekli bir ırk.

 

13

(Simons Town)

İkinci günü bu şekilde tamamladık,  otele dönüp biraz dinlendikten sonra tekrar Waterfront’un yolunu tuttuk, Nizam ağabey’e akşam yemeğini beğendiğimizi ama bu kez  farklı bir yer denemek istediğimizi söyledik, o da bize “Ocean Basket”i tavsiye etti.

“Ocean Basket” deniz mahsüllerinin sunulduğu bir restaurant hem sunum, hem de lezzet harika, fiyatlar ise çok ucuz. Waterfront içerisinde alışveriş merkezinin ikinci katında ve havalimanın da şubeleri mevcut. 6 kişi harika bir yemek yedik, fiyat 50 USD,  bu arada Malva Puding diye Cape Town’a özgü bir tatlıları ve Apple Sour adlı bir elma  likörleri var, ikisi de harika mutlaka deneyin. Ha bir de unutmadan; Hake Balığı Cape Town’a özgü bir balık, menüde genellikle Hake&Chips diye bulunuyor.

 

14

(Sözünü ettiğim Ocean Basket’s)

Cape Town orta ölçekte bir şehir, üçüncü günümüzü şehre ayırdık, Waterfront’dan da bilet alınabilen iki katlı turist otobüsleri ile bir tur satın aldık, dil seçeneğinde Türkçe’de bulunduğundan bu tur oldukça  keyifli ve faydalı diyebilirim.

 

15

(Çift katlı turist otobüsü ile yaptığımız turdan bir selfie)

 

16

(Otobüsün üzeri açıktı, turun ardından serinlememiz lazımdı, gerçekten lazımdı 🙂 )

City Hall;  Mandelanın hapisten çıkıp, Cumhurbaşkanı seçilmeden önce halka hitap ettiği eski Belediye Binası.

Muslim’s District; Renkli evlerin bulunduğu hoş bir sokak (burada herkesin evi farklı renkteymiş, örneğin Muhtarın evinin sarı olduğunu herkes bilirmiş.

Eğlence; Yöresel Müzik yapılan, Mama Afrika diye bir gece kulübü var, bizim gittiğimiz akşam (Pazartesi olduğundan) kapalıydı.

Green Market; Şehir merkezinde yerel ürünlerin satıldığı bir sokak pazarı, burada el işçiliği ile yapılmış aksesuarlar, resimler, ağaç ve taştan yapılmış ürünler mevcut, mutlaka gidin eliniz kolunuz dolu olarak otele döneceksiniz, fiyatlar çok uygun, pazarlık şart.

Burada bulunan el ürünlerinin sergilendiği birkaç standı paylaşmak istiyorum.

 

17

(Coca-Cola tenekeleriyle yapılmış uçak maketleri)

 

18

(Çok uygun fiyatlara satılan tuval yağlı boya resimler)

 

19

(Ve Afrika’ya özgü figürlerin resmedildiği muhteşem halılar)

Dördüncü günümüzde Nizam ağabey sabah 09’da bizi yine otelimizden aldı, önce Botanik Parkına uğrayıp ardından da Stellenbosch’a kasabasına gidecektik.

Botanik Parkı; Cape Town’ı yüksekten gören ve bu kentteki en yeşil alan, Okyanus kenarında bulunan bu şehirde bitki örtüsü yok denilecek kadar az, rüzgar nedeniyle ağaç yetişmiyor diye düşünüyorum. Botanik Parkı son derece güzel tasarlanmış, değişik bitkilerin yetiştirildiği genişçe bir konser ve piknik alanının da bulunduğu bir yer.

 

20

(Cape Town Botanik Parkı)

 

21

(Botanik Parkı içerisinde harika bir konser alanı da bulunuyor.)

 

22

(STELLENBOSCH)

Stellenbosch; Hollandalıların kurduğu bir kasaba, zaten buraya gittiğinizde düzenli yerleşimi ve huzurlu yapısı ile Afrika’da değil, medeni, gelişmiş bir Avrupa kentinde olduğunuzu düşüneceksiniz, bu kent aynı zamanda üniversite şehriymiş. Stellenbosch’da yüzlerce dönümlük büyük şarap bağları var, (çiftliklerden birinde) şarap tadımına katılarak güzel vakit geçirebilirsiniz. Bu etkinlik sadece turistler için değil,  yerli halk da hafta sonlarında, izin günlerinde bu çiftliklere gelip, bir piknik sepeti alarak, çimenlere uzanıyor ve şarabını yudumluyor, satın aldığınız sepetin içinde şarap ile yenilebilecek küçük atıştırmalıklar oluyor. (Bence mutlaka yapılması gereken bir etkinlik).

Stellenbosch kasabasında cafelerin ve restaurantların olduğu caddenin sonunda sağ tarafta genişçe bir alan var, burada tezgahlarda yöresel ürünler satıyorlar, fırsatınız olursa bakın derim.

Stellenbosch kasabasında öğle yemeğini yedikten sonra, şarap tadımını da yaptık ve Aslan çiftliğine doğru yola çıktık, buranın çok ilginç bir yer olduğunu düşünmüyorum, onlarca aslan belli bölümlerde besleniyorlar. Aslan çiftliğindeki 1 saatlik turun ardından Cape Town’a doğru yola çıktık, benim için gezinin en önemli etkinliğini yapmak üzere; Masa Dağı’nın zirvesine çıkacaktık.

 

23

(Şarap tadımı için uğradığımız çiftlik, burası aynı zamanda mükemmel bir mesire yeriydi)

Cape Town’a  gitmeden önce güvenlikle ilgili çok şey okumuştum, tamamı doğru, geceleri ara sokaklara girmek, toplu taşıma araçlarını kullanmak son derece tehlikeli, uyuşturucu kullandığını düşündüğünüz tipler kalabalık caddelerde dahi sizi taciz edebilir, Gasp, Cinayet oranı oldukça yüksek, hapishane ağzına kadar doluymuş ve kaynanasını öldüren bir Türk’de orada yatmaktaymış (kaynakça; Nizam Bilgin).

Cape Town’da taksi çok ucuz, şoförler bazen taksimetre açmayıp turistlerden fazla para almaya çalışıyorlar.

Masa Dağına hava şartları uygun ise (çünkü sis olduğunda ve yağmurlu havalarda teleferik çalışmıyor) güneş batımına yakın çıkılmalı, zira dağın tepesinde gün batımını seyredip bir kadeh şarap içmek yaşamınızdaki en özel anlardan biri olabilir, zirvede harika bir tesis var. Turistik açıdan mükemmel tasarlanmış, biz zirvedeyken güneş Atlas Okyanusunun ardından tam kaybolduğu anda genç bir erkek, kız arkadaşına evlilik teklifi yaptı, yüzlerce insan ellerinde şarap kadehleriyle aynı anda Hint ve Atlas Okyanusunu seyredip güneşi uğurluyordu, birden büyük bir alkış koptu, ee tabii kız da kabul etti (hangi kadın böyle bir teklifi reddeder ki) Masa Dağına çıkma işini şansa bırakmayın, çünkü birden bire sis başlayabiliyor, hava şartlarının uygun olduğu ilk gün çıkın derim. Tepeye çıkan teleferik kendi içinde döndüğü için, iyi yer kapma telaşına gerek yok 🙂 )

 

24

(Waterfront’dan Masa Dağı)

 

25

(Ve dağın zirvesinde güneşin batışını bekleyen yüzlerce turist)

 

26

(Zirvede bir restaurant-cafe bulunuyor)

Cape Town şehir merkezinde sadece içki satışı yapılan oldukça büyük bir market var, burada binlerce çeşit içki satışa sunuluyor, bu marketteki içki fiyatları bizim free shop’lar da bulunan içkilere göre yarı yarıya denilebilir. Burada Premium viskiler çok ucuz Lagavulin, Talisker, Singleton 12 ve 15 yıllık,Tullamore’un 12 yıllığı ve Türkiye’den de bildiğimiz Malt ve 12 yıllık viskiler var ve tabii Amarula (Güney Afrika’nın en bilinen içkisi, bu içkinin meyvesi yere düştükten sonra güneşte mayalanıyormuş, tüketen filler ise kafası güzel bir şekilde geziyorlarmış.) Bu marketteyken Türkiye’ye dönüşte içki sınırının olması insanı kahrediyor 🙂 )

 

27

(Yorulduk ama değdi 🙂 )

Cape Town en az bir kez görülmesi gereken harika bir şehir, kötü olan yanı, modern köleliğin devam ediyor olması, beyaz ırk yüzlerce dönümlük çiftliklerinde veya milyon dolarlık havuzlu villalarında kendisini siyahlardan elektrik telleri ve yüksek duvarlar ile koruyor ve muhteşem bir hayat sürüyorken, siyahların neredeyse tamamı sefalet içerisinde hayatını sürdürüyor, hizmet sektörü çok gelişmiş, sunum ve lezzet harika, deniz ürünleri taze, leziz ve neredeyse bedava, eğlence mekanları kaliteli, Afrika’ya özgü el ürünleri muhteşem ve Türkiye ile kıyaslandığında çok ucuz, mücevher bizim ilgi alanımızda bulunmayan bir şey ama Türkiye’ye göre %20 kadar daha ucuzmuş, deniz sporlarını seven ve becerebilenler için ise burası bir cennet (bizim bu yeteneğimiz bulunmadığından yapanları seyredip soğuk bira veya harika Güney Afrika şarapları içtik) Cape Town’a gidin, Nizam Bilgin’i bulun ve harika bir tatil geçirin…